Rönesans’dan Günümüze Sanat Tarihi

Art50.net platformunda yeni oluşumlarımızdan biri olan Art50campus bölümümüz, farklı disiplinlerden sanata ilgi duyan, merak eden, öğrenmek isteyen tüm okuyucularımıza sanat ve sanatın dokunduğu alanlarda bilgiler vermeyi amaçlıyor. Bu bölümümüzde sanat tarihinin yanı sıra sanatçılar, sanat eserleri, sanat kuramları, sanat terimleri, çağdaş sanat ve sanat gündemi ile ilgili yazılarımız yer alacak.

Art50campus’ün bu bölümünde Rönesans’tan başlayarak Modern Sanat Dönemi ve Postmodern Dönemi kapsayan, başlıca akımlar, üsluplar ve önemli yönelimler ile ilgili dönemin genel özelliklerinin ve sanat eserlerindeki ortak ve başlıca benzerlikleri ile ilgili bilgilerin yer aldığı yazılarımızı okuyabilirsiniz.

Rönesans (15-16. yy)

Rönesans, İtalyanca ‘Rinascimento’ yani yeniden doğuş anlamına gelir. Kaynağını Antik Çağ’dan alır ve 14. yüzyıl Hümanizmi’nin dereceli olarak gelişmesinin bir sonucudur. İtalya’da başlamasının başlıca nedeni 15. yüzyılda ülkedeki ekonomik canlanmadır. Daha sonra tüm Avrupa’ya yayılmıştır bu sebeple Rönesans terimi sadece İtalyan toplumuna ait değil, 15. ve 16. yüzyıllarında tüm Avrupa ülkeleri için geçerlidir. Rönesans, edebiyat, felsefe, bilim, sanat ve siyaset alanlarından yeni dünya görüşlerinin başlaması ve değer kazanmasıdır. Antik Yunan ve Roma sanatının yeniden doğuşudur ve Avrupa’nın yüzyıllar boyunca süren bir uykudan, baskıdan uyanmasıdır. İtalyan Rönesansı, Erken Rönesans (1410-20’den 15. yy sonuna kadar), Yüksek Rönesans (16. yy ilk yarısı) ve Geç Rönesans (16. yy ikinci yarısı 17. yy’a kadar) olacak üç dönemde incelenir.

Raphael, Meryem’in Evliliği, 1504. Yuvarlak panel üzerine yağlıboya. 174×121 cm. Pinacoteca di Brera, Milano

Rönesans dönemi resimlerinde konular, dini ve tarihsel hikayelerden ve mitolojiden oluşur. Bununla birlikte, heykelde de olduğu gibi ‘çıplak’ lık yeniden gündeme gelir ve portreler de önem kazanır. Figür, resimlerde ön plandadır ve anlatım figür üzerinden yapılır. Doğanın, insan vücudunun hacimlendirilmesi Rönesans süresince önemlidir unsurlardandır. Sanatçılar dünyanın betimlenmesinde kullandıkları sistematik yöntemlerde ustalaşır. ‘Çizgisel perspektif’ kullanarak gerçeğin yanılsamasında ustalaşıldığı kompozisyonlar matematiksel bir düzen içindedir, simetri ve denge ön plandadır.

En bilinen sanatçıları; Rafaello Sanzio, Leonardo da Vinci, Michelangelo Buonarroti, Sandro Botticelli, Tiziano, Tintoretto, Masaccio, Bellini, Ghirlandaio ve Verocchio’dur. Fransa’da Jean ve François Clouet, İspanya’da Fernando Yanez de Almedina, Hollanda’da Jan Van Eyck, Pieter Bruegel (Yaşlı), Hieronymus Bosch ve Almanya’da Albrecht Dürer’dir.

Barok (17-18. yy)

‘Barocco’ sözcüğünden türetilen Barok, Portekizce ‘tam yuvarlak olmayan düzensiz inci’ anlamına gelir, mecazi olarak da ‘tuhaf, gülünç, tutarsız’ anlamını içerir. Görsel sanatlarda ‘Barok Çağ’ olarak adlandırılan dönem, 17. yy’da başlar 18. yy’a kadar devam eder. Barok üslup, İtalya’da gelişip tüm Avrupa’ya yayılır.

Caravaggio, Aziz Matthew’a Çağrı, 1599-1600. Contarelli Chapel, San Luigi dei Francesi, Roma

Barok dönemi ressamları resimlerinde dinsel ve mitolojik konuların yanı sıra portre, manzara ve iç mekan gibi günlük hayattan sahneleri betimler. Özellikle dramatik ışık-gölge (chiaroscuro) kullanımlarına odaklandıkları resimlerde hareketli figürlerle güçlendirilmiş derinlik duygusu da ön plandadır. Barok Dönemi heykellerinde ise hareketlilik ve güçlü bir anlatım dikkat çekerken duygusal yoğunluk abartılı bir biçimde vurgulanır. Çoklu figürlü heykeller, düşen ışıkların verdiği hareketlilik hissi ile izleyiciyi çevresinde dolaşmaya zorlar. Teatral bir düzenleme içerisinde gerçekçi bir anlatım uygulanır.

En bilinen sanatçıları; Michelangelo Merisi da Caravaggio, Gian Lorenzo Bernini, Nicolas Poussin, Peter Paul Rubens, Anthony van Dyck, Rembrandt Harmenszoon van Rijn, Johannas Vermeer ve Diego Rodríguez de Silva y Velazquez’dir.

Rokoko (18. yy)

18. yüzyılın ilk yarısında Fransa’da ortaya çıkıp Avrupa’ya yayılan bir bezeme üslubu olan Rokoko, Fransızca’da ‘çakıl taşı’ anlamına gelen rocaille ile barocco sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşur. Rokoko aslında bir iç mimarlık ve mobilya stilidir ancak güzel sanatlarda da kendini gösterir. En dikkat çeken özelliği, işlevlerine göre ayrıştırılan iç mekanların boyutunu, biçimini, karakterini ve bezemesini içerisindeki işlevsel olarak kullanılacak mobilya, süs eşyası ve resimlerin doğrudan ait oldukları mekanla birlikte değerlendirilmesidir.

Jean-Honore Fragonard, Salıncak, 1767-1768. Tuval üzerine yağlıboya, Wallace Koleksiyonu

Yoğun olarak pastel boya tekniğinin kullanıldığı Rokoko üsluptaki resimlerde tekniğin verdiği hafiflik ile asimetri, zarif çizgilerin kıvrımları, uçuculuk ve hareketlilik dikkat çeker.

En bilinen sanatçılar: Jean- Honore Fragonard, François Boucher ve Jean- Antoine Watteau’dur.

Neo-Klasikçilik (18- 19. yy)

‘Neo- Klasisizm’ olarak da bilinen, 18. yüzyılın ikinci yarısında İtalya’da başlayıp diğer Avrupa ülkelerinde görülen bu akım, eski Yunan ve Roma örneklerine dayanan sanat üslubuyla öne çıkar. Barok ve Rokoko üsluplarındaki aşırı süslemeciliğe ve yapaylığa karşı Antik Çağ sanatına hayranlık duyar.

Jacques-Louis David, Horas Kardeşlerin Yemini, 1784, Tuval üzerine yağlıboya, Louvre Müzesi, Paris

Neo-klasik resimlerde çizgisellik ve yalınlık ön plana çıkar. Düzgün, pürüzsüz sürülmüş boya ve açık seçik ifade biçiminden bahsedilebilir. ’Soylu yalınlığı ve sakin yüceliği’ nden yola çıkarak heykel alanında da sakin, durgun pozlarda biçimlendirilmiş heykeller herhangi bir duyguyu ya da heyecanı yansıtmaktan kaçınır.

En bilinen sanatçıları; Jacques-Louis David, Jean Auguste Dominique Ingres, Jean-Paul Laurens, Joseph- Marie Vien’dir

Romantizm (18-19. yy)

Adını Latin kökenli dillerde anlatılan öykü ve söylencelerden alır. 18. yüzyılda hakim olan usçuluğa ve Neo-Klasikçilik akımına tepki olarak ortaya çıkar. Romantizm, insanın yaratma özgürlüğü önündeki her şeye karşı durur. Başta İngiltere, Almanya ve Fransa olmak üzere tüm Avrupa’ya yayılır. Akıldışıcılık, duygusallık, heyecan, içgüdü, ifade özgürlüğü, doğaüstü, doğa sevgisi, ulusçuluk, ‘ütopya’ ya kaçış ve daha bir çok kavramın öne çıktığı akım, döneminin siyasal, toplumsal, ekonomik ve sosyal olayları ile bağlantılıdır.

Casper David Friedrich, Bulutların Üzerinde Yolculuk, 1818. Tuval üzerine yağlıboya, 98.4×74.8 cm. Kunsthalle Hamburg.

Bu döneme ait bir çok resimde daha önceleri önemsiz olarak atfedilen manzaralar başlı başına resmin konusu haline gelerek figür resminin önüne geçer. Manzara resimlerinde doğa, izleyicinin us gücü ve duyguları üzerindeki etkisi açısından ele alınır. Manzaralar, izleyiciyi kendi ruh durumlarını incelemeye ve kendi duyguları üzerindeki etkisini çözümlemeye yönelten bir etkiye dönüşür.

En bilinen sanatçıları; J.M.W. Turner, Caspar David Friedrich, John Constable ve William Blake, Anton Koch’dur.

Gerçekçilik (19. yy ikinci yarısı)

Realizm ya da gerçekçilik, bir estetik ve edebi kavram olarak 19. yüzyıl ortalarında Avrupa’da yayılır. Nesnelliğe yönelmesiyle o zamana kadar uygulanan sanatın belirli kalıp ve üslup kurallarına karşı duran bir yaklaşımdır. Gerçekçilik, güzelin ve doğrunun her an ve her koşulda kendine özgü bir belirtisi olduğunu savunur. Batı’da endüstrileşme, kentleşme ve demokratikleşmenin bir ürünüdür.

Gustave Courbet, Buluşma (Günaydın Mösyö Courbet), 1854, tuval üzerine yağlıboya, Musee Fabre, Montpiller

Resimlerde konu olarak yoksullar, köylüler, işçiler, ile günlük hayatın en basit gerçekleri duygusallığa yer vermeden ve yüceltilmeden betimlenir.

En bilinen sanatçıları; Gustave Courbet, Jean Francois Millet, Jules Breton ve Edouard Manet’dir.

İzlenimcilik- Empresyonizm (19. yy ikinci yarısı)

20. yy sanat kuramları ve akımlarını büyük ölçüde etkileyen İzlenimcilik akımı sanatçılarının, bilinen ve uygulanan kurallara aldırmaksızın, kendi kişisel izlenimlerine göre nesneleri ve figürleri betimlemeleri ile dikkat çeker. Fotoğrafın yaygınlaşması, sosyal çevreleri, Japon estampları ve modernleşme hareketleri izlenimci ressamların konularını etkileyen başlıca etkenlerdir. İzlenimci sanatçıların eserleri odaklandıkları konular ve kompozisyonlar olarak biribirinden ayrılsa da, konu olarak güncel hayatı aktarır.

Claude Monet, İzlenim Gün Doğumu, 1872. Tuval üzerine yağlıboya, 48×63 cm. Musee Marmot-tan Monet

İzlenimcilerle birlikte o güne kadar resmin vazgeçilmez gerçekliği olarak kabul edilen biçim, önemini yitirir. Sanatçının doğayı yansıtma çabaları, ışık, renk, hava ve ‘o an’ kavramlarının ön plana çıkmasıyla birlikte, gözün duyarlılığına dayanan anlatımcı ifade biçimi de kullanılır. Daha önceleri atölyede yapay ışık altında üretilen tuvaller izlenimcilerle birlikte doğanın içine taşınır. Dışarıda doğal ışık altında yaptıkları gözlemlerle, atölye resminin siyah, karanlık, koyu tonlarına karşılık, izlenimcilerin resimlerinde daima açık ve canlı tonlar görülür.

En bilinen sanatçıları; Claude Monet, Edgar Degas, Camille Pissarro, Pierre-Auguste Renoir ve Alfred Sisley’dir.

Ard-İzlenimcilik – Post Empresyonizm (20. yy başı)

Ard- İzlenimcilik, İzlenimcilik sonrası yeni bir arayış ile ortaya çıkar. Geleneksel anlamda renk, ışık kullanımı ve diğer tekniklere karşı daha özgür bir anlatım dili kullanılır. Bu açıdan bakıldığında Ard-İzlenimciler olarak aynı dönemde yaşayıp ortak bir dil kullanan sanatçıların herbirinin özgün anlatım biçimleri mevcuttur.

Paul Gauguin, Arearea, 1892, Tuval üzerine yağlıboya, 75×93 cm. Musee d’Orsay, Paris

Ard-İzlenimciler resimlerinde konularını gündelik hayattan alır ancak doğayı kendi konuları ve yaşam biçimleri içerisinde anlatmaya başlar. Figürlerin çevrelerinde kalın konturlar, parlak, canlı renk kullanımları, ifadeci fırça kullanımları ile dikkat çekerler. Resimlerini sağlam bir biçimsel temele dayandırma çabasında olan bazı sanatçıların duygu ve iç dünyaları da önem kazanmaya başlar.

En bilinen temsilcileri: Paul Cezanne, Vincent Van Gogh, Paul Gauguin ve Toulouse Lautrec’dir.

Dada (20. yy)

Dada ilk olarak 1915-16’da New York ve Zürich olmak üzere eş zamanlı olarak doğar. Birinci Dünya Savaşı’nın sarsıcılığının yarattığı umutsuzluk ve karamsarlıkla birlikte geleceğe inancını yitiren sanatçıların bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Dada, burjuva kapitalist toplumun aklının sonucu ortaya çıkan savaş ve yarattığı yıkıcı etki ile gülünç ve anlamsız olanın peşine, aklın olmadığı yere sürüklenerek mantığı ortadan kaldırır. Bilinçaltını özgür kılar ve bu bağlamda Gerçeküstücülük akımının da temellerini atar. Dada, her şeyin anlamsızlığını, gereksizliğini ve hiçliği vurgular. Karşı-sanat duruşuyla, geleneksel ‘sanat’ anlayışına, göze hitap eden sanat algısına karşı çıkar.

Hannah Höch, Dada Mutfak Bıçağıyla Yarılmış Almanya’nın Son Weimar Bira Göbeği Kültürel Dö-nemi, 1919. Fotomontaj, 144×90 cm. Nationalgalerie, Staatliche Museen, Berlin.

Dada içerisinde belirli bir üslup ya da örgüt birliği olmadan yeni sanat değerleri içerisinde yeni anlatımlar ortaya çıkar.

En bilinen sanatçılar; Marcel Duchamp, Raoul Hausmann, Hannah Höch, Gerorge Grosz, Man Ray, Hans Arp ve Francis Picabia’dır.

Gerçeküstücülük (20.yy )

Dada’nın küllerinden doğan Gerçeküstücülük, Dada’nın nihilist tavrına karşı yaratıcılığı savunur. Gerçeküstücülerin bilinçaltına, rüyalara, görünen gerçekliğin, aklın ötesine yönelik arayışları, ahlaken iflas ettiğini düşündükleri bir kültürel ve toplumsal yapının sınırlarını aşabilmekle ilgilidir. Mantıksal düzeni yok ederek sınırsızlığa ve gerçeğe varılacağına inanan sanatçılar, resmi görünenin betimlenmesi olarak değil, usun betimlenmesi olarak değerlendirir.

Salvador Dali, Belleğin Azmi, 1931. Tuval üzerine yağlıboya. 24×33 cm. MoMA, Modern Sanatlar Müzesi, New York

Gerçeküstücüler için bilincin ötesine uzanmak, arzuların ve kaygıların gerçek kaynağına inebilmek sanatsal yaratının bir uzantısıdır. Gerçeküstücü sanatçılar, biçim bozmadan buluntu nesneye, kolajdan frotaj’a, otomatik desenden dekalkomani’ye tümüyle rastlantısallığa dayanan yöntemler benimser. Doğaçlamaya dayalı yaratı sürecinin üstünlüğü hakimdir.

En bilinen sanatçıları; Salvador Dali, Yves Tanguy, Rene Magritte, Max Ernst, Man Ray, Joan Miro, Andre Masson, Giorgio de Chirico ve Arnold Böcklin’dir.

Dışavurumculuk / Ekspresyonizm (20.yy başı)

‘Ekspresyonizm’ veya ‘Anlatımcılık’ olarak da bilinen akım, tüm Avrupa’da 20. Yüzyılın başında hakim olan huzursuzluk, şaşkınlık ve değişiklik isteğinin bir sonucu olarak doğar. Rönesans’tan bu zamana hüküm sürmüş doğayı birebir betimleme anlayışından koparak, sanatçının duygularını ve iç dünyasını, özgün renkler, çizgiler ve ifadeci fırça kullanımları aracılığıyla dışavurumudur. Nesneler görüldüğü gibi değil, sanatçının üzerinde bıraktığı ifade ve etkisi resmedilir.

Edvard Munch, Çığlık, 1893. Karton üzerine karışık teknik, 91×73.5 cm. Munch Müzesi, Oslo

Sanatçılar dışavurumcu resimlerinde ifade gücünü arttırabilmek adına çizgilerde ve figürlerde deformasyonlar yaparak renkleri ve boyaları özgürce kullanırlar. Doğayı kendi estetik anlayışlarına göre yeniden düzenler ve resmin geleneksel tabularını geride bırakarak illüzyon olmayan gerçekten boyalarla yapılmış bir resmi izleyiciye göstererk hislerini de ön plana çıkarır.

En bilinen sanatçılar; Edvard Munch, Max Beckmann, Erick Heckel, Egon Schiele, Oskar Kokoschka, Ernst Ludwing Kirchner, Franz Marc, Emil Nolde, Aguste Macke’dir.

Kübizm (20. yy)

Kübizm 1908’de Pablo Picasso ve Georges Braque öncülüğünde ortaya çıkar. Kübist resimler, rengi arka plana atar, çizgiye ve biçime odaklanarak, yepyeni bir görsel dil yaratır. Yeni bir görme biçimi ve dünyayı temsil etmenin yeni bir yöntemi olarak dönemine damgasını vuran başlıca sanat akımıdır. Geleneksel perspektif kurallarına başvurmadan nasıl bir resimsel kurgu yapılabileceği sorusundan hareketle Batı sanatının yüzlerce yıllık perspektif, görsel temsil sistemini yerle bir eden Kübizm, 20. yüzyılın en radikal sanat hareketlerinden biri olarak nitelendirilir. Doğanın betimlemeci değil kavramsal bir yorumunu yansıtan Kübistler resimsel yüzeyde üç boyutluluk yanılsaması yaratmak yerine resim yüzeyinin iki boyutluluğunu vurgular ve eşzamanlı olarak bir nesneyi bir değil birçok açıdan göstererek bir türlü dördüncü boyut kavrayışı getirerek görsel bir devrim yaratır.

Pablo Picasso, Ambroise Vollard Portresi, 1910. Tuval üzerine yağlıboya. Pushkin Müzesi, Moskova

Çözümsel Kübizm (Analytical) ve Bireşimsel (Synthetic) Kübizm olmak üzere ikiye ayrılır. Çözümsel Kübizmde biçimler, isimlerde çözümsel bir yöntemle elde edilip en yalın halleriyle betimlenirken, monokrom renklerle biçimler ön plana çıkar. Tuvallerde ön plan ve arada plan adeta birbirinin içine geçer, tümden parçalara varılır. Bireşimsel Kübizmde ise tuval yüzeyine farklı malzemeler de eklenir. Gündelik malzemelerin kolaj (yapıştırma resmi) tekniği kullanılarak parçadan tüme varılır.

En bilinen sanatçılar; Pablo Picasso, Georges Braque, Juan Gris, Fernand Leger, Jean Metzinger ve Albert Gleizes’dir.

Soyut Sanat (20.yy)

Renk, çizgi, kütle, ton gibi çeşitli biçim öğelerinin bilinen nesnelere benzemeyecek biçimde kullanımı sonucu ortaya çıkan geometrik ya da amorf imgelerle oluşturan düzenlemelerdir. Soyut sanat bütünüyle düş ürünü olabileceği gibi doğadaki bir nesnenin biçiminin giderek genelleştirilmesi ve arıtılmasıyla da elde edilir.

Wassily Kandinsky, Kompozisyon VI, 1913. Tuval üzerine yağlıboya. 195×300 cm. Hermitage Müze-si, Rusya

Soyut resim, zihinsel, yapısal ve geometrik; içgüdüsel, duygusal ve dekoratif olacak şekilde ikiye ayırılır. Soyut sanat genel olarak doğada yer alan, gözle görülen gerçek nesneleri betimlemek yerine daha çok biçimlerine, renklerine ve temsili olmayan şeylere göre çizilen öznel olarak oluşturulan resimlerdir. Soyut sanatın ilk başlangıcında sanatçı doğayı inceleyerek onu soyut bir biçime sokar, zamanla incelediği doğa ile kendi çalışması arasında bir benzerlik kalmaz.

En bilinen sanatçılar; Vassily Kandinsky, Kazimir Malevich, Sonia Delounay, Naum Gabo’dur.

Pop Sanat (20. yy ikinci yarısı)

1950 ve 60’larda önce İngiltere’de, ardından ABD’de birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkan ve kitle kültürünün imgelerini kullanan sanat akımıdır. Pop sanatçıları, elit bir kesimin beğenisine yönelik ‘yüksek kültür’ ile daha geniş kitlelere yönelik kültür tüketme biçimleri arasındaki ayrımları yok ederken öncelikle hazır-imgelerden yararlanır, izleyicinin gündelik yaşamının bir parçası olan nesneleri iki boyutlu yüzeylere aktarırken bazen de heykele dönüştürür. Bu nesneler arasında Coca Cola şişelerinden konserve kutularına, sigara paketlerinden hamburgerlere çok çeşitli yiyecek-içecek malzemesi yer alır, özellikle Amerikalı tüketicinin gündelik yaşamının sıradan nesneleri, sanatsal bir bağlam içinde yeni anlamlar kazanır.

Andy Warhol, Marilyn Diptik, 1962. Tuval üzerine akrilik. 205.44×289.56 cm. Tate Müzesi

Pop Sanat’ın önemli özelliklerinden biri kendinden önce gelen Dada, Soyut, Soyut Dışavurumcu gibi dönemlerde izleyici ile kopan bağın kültüre air imgeler ve objelerde, tanınmış figürlerle tekrardan kapanması söz konusudur.

En bilinen sanatçıları; Andy Warhol, Richard Hamilton, Robert Rauschenberg, Roy Lichtenstein, Claes Oldenburg ve George Segal’dır.

Fluxus

‘Akış’ anlamına gelen Fluxus, 1960 yılında Litvanya kökenli Amerikalı sanatçı George Maciunas’un önderliğinde Almanya’da başlar. Daha sonra Amerika ve Avrupa’ya yayılır. Fluxus, bir akım değil, benzer özellikler, görüşler taşıyan sanatçıların, müzisyenlerin ve şairlerin bir araya geldiği bir topluluktur. Dada ile yakından ilişkilidir. Radikaldir ve anti-sanattır. Dünyayı güncel akış içerisinde günlük olaylarla yaşamayı önerir. Sanat kurumlarının sanatın değerini ölçemeyeceği gibi sanatın her kesimden herkese hitap edeceğini savunur. Sanatçının ürettiği bitmiş bir işten çok üretim süreci ön plandadır, anı önemser.

Joseph Beuys, Ölü Bir Tavşana İmgeler Nasıl Açıklanır?. Performans. 1965, Görsel: uk.phaidon.com/

Fluxus, tek bir üsluba, disipline bağlı kalmamakla birlikte sanatçılar, çeşitli materyalleri ve ‘kendin yap’ eğilimi ile yaratıcı deneysel performanslar ile buluntu nesnelerle sanat üretir. Sanat ve yaşam arasındaki sınırları yok etmek ister. Sadedir ve ticariye karşıdır. Mizahi içeriği ile dikkat çeker. Bunun yanı sıra şans ve rastlantının yer aldığı süreçler, üretimler oldukça fazla görülür.

Toplulukta; Yoko Ono, Joseph Beuys, Dick Higgins, Alice Hutchins, Nam June Paik, Ben Vautier, Robert Watts, Benjamin Patterson ve Emmett Williams gibi sanatçılar yer alır.

Performans Sanatı

Özellikle 1960larda başlayarak 1970 lerde oldukça yaygınlaşan ‘performans sanatı’ zaman olarak aslında daha öncelere, Fütürizm, Dada ve Gerçeküstücü dönemlerde üretilen ‘oluşumlar’ a dayanır. Sanatçının kendi bedenini ya da belirlediği başka bir kişi ya da grupları kullanarak farklı mekanlarda izleyici önünde canlı olarak ya da izleyiciden uzak gerçekleştirdiği eylemdir. Bir kaç dakika, bir kaç saat ya da günler sürebilir.

Vito Acconci, SeedBed, Performans. 1972, Görsel:metmuseum.org/

Performans sanatının tekrarı olmaması, fiziksel eylem içermesi ve belirli bir süreç içerisinde üretilmesi ile geleneksel anlamda resim ve heykel sanata bir alternatif doğurur. Sanatın nesnesi sanatçının kendisidir. Bu anlamda, sanat yapıtının meta durumuna getiren anlayışa tepkidir. Belirli ideolojileri barındıran müze ve benzeri kurumlarda sergilenen, elden ele dolaşan bir nesne ve malzemeden çok kendi bedenlerini kullandıkları bir ifade biçimidir. Günümüzde görsel sanatlara ait bir disiplin olarak kabul edilen performans sanatı film, video, fotoğraf ve yerleştirme alanlarındaki içeren üretimlerde de izleyicinin de dahil olduğu bu süreçte sanatçının eylemini tanımlamak üzere de kullanılır.

En bilinen sanatçıları; Marina Abramovic, Vito Acconci, Yoko Ono, Chris Burden, Joseph Beuys, Carolee Shneemann, Yves Klein’dır.

Arte Povera / Yoksul Sanat

Arte Povera ya da Yoksul Sanat, 1960’ların ikinci yarısında yoğunlaşan kavramsal temelli özgürlükçü sanat hareketlerinin İtalya kanadıdır. Sanat piyasasının ticari çarklarına bir başkaldırı niteliği taşıyan akımın başlıca özelliği, gelip geçici, atık, doğal malzemenin kullanımıdır. Geleneksel sanatın kabullenmediği gereç ve yöntemleri, sanat ve yaşam hakkında yeni bir tavır belirlemek üzere, kimi kez çevresel ve yaşantısal olarak kullanan, sanatın satılıp alınabilirliğini, meta olarak değerini yok etmeyi amaçlayan ve sanat-yaşam bağlarını konu alır. Yoksul Sanat, 20. Yüzyılın ilk avangard çıkışı olan Dada’ya kıyasla izleyicisi ve sanatçısı çok daha fazla benimsenmiş bir uygulama türüdür.

Michelangelo Pistoletto, Paçavraların Venüs’ü. 1967. Mermer ve tekstil. Tate Müzesi.

En bilinen sanatçılar; Michelangelo Pistoletto, Marisa Merz, Giovanni Anselmo, Mario Merz, Pino Pascali ve Gilberto Zorio’dur.

Minimalizm

Minimalizm 1960lı yıllarda Amerika’da ortaya çıkar. O sıralar Amerika’da oldukça etkili olan ve sanatçının dışavurumunu ve öznelliğini yücelten Soyut Dışavurumculuk’a karşıdır. Minimalistlere göre, sanatın kendi gerçekliği olmalıdır, sanat başka bir şeyin taklidi değildir. Minimalistler için sanat ‘ne görüyorsanız, o’ dur.

Dan Flavin, İsimsiz, 1968. Floresan lamba ve metal aparatlar. Modern Sanatlar Müzesi, NY.

Sanat yapıtlarında geleneksel anlamda süregelen gerçeğin birebir yansıması, gerçek dünyayı taklit etme ya da bir duyguyu ifade etmek söz konusuyken, Minimalist çalışmalarda bir gerçeklik ya da bir duygu yansıtılmaz. Sanatçı izleyiciden sadece karşısında gördüğü yapıtla ilişki kurmasını bekler. Gördüğü eserin hangi materyalden yapıldığına odaklanmalıdır. Yapıtın şekli gerçeğin temsilidir. Kare ve dikdörtgenlerden oluşan basit geometrik şekillerin kullanımı hakimdir. Simetri, düzen, denge ile tekrarın sıklıkla yer aldığı yapıtlar öğeler arasında estetik olarak bir bütünlük sağlar. Yapıtlarda hiçbir iz ya da duygu ya da sezgiye rastlanmaz. Kendi görünümü dışında başka hiçbir imgeye ya da duyguya referans vermez. Sanatçının varlığı belli değildir. Bu bağlamda Minimalistler sanat yapıtının yüce bireysel ifadeyle üretilmiş biricikliğine karşıdır.. Malzeme olarak genellikle tuğla, sunta, fiberglas, alüminyum gibi endüstriyel malzemeler kullanırlar. Minimalist sanat içerisinde bulunduğu mekanla da ilişki kurar.

En bilinen sanatçılar; Donald Judd, Frank Stella, Dan Flavin, Carl Andre, Sol LeWitt, Richard Serra ve Robert Morris’tir.

Yerleştirme Sanatı / Installation Art

Yerleştirme Sanatı, bir akım değil, sanatçıların yapıtlarının mekanla ilişkili olarak sergilenmesidir. ‘Install’ yani ‘yerleştirmek’ kelimesinden yola çıkarak bir yerin içerisine konumlandırılma anlamında düşünülebilir. Büyük ebatlı, farklı materyallerde üretilmiş çalışmaların belirli bir süre için belirli bir mekan içerisinde izleyici karşısına çıkmasıdır.

Cornelia Parker, Otuz Gümüş Parçası. 1988-89. Yerleştirme. Tate Müzesi.

1960 sonrası oldukça yaygınlaşan Kavramsal Sanat, Minimal Sanat ve Nesne Sanatı ile doğrudan ilişkilidir. Mekana özgüdür. İzleyiciyi, içerisinden ya da etrafından dolaşmaya iter. Bütün olarak mekanın işlevi, mimarisi, anlamı, bazen tarihi ile ilişkiye girdiği algı boyutudur. Yerleştirme Sanatı, izleyici ve sanat yapıtı arasında yeni bir ilişki doğurur. İzleyici sadece tek bir yapıta odaklanmaz, kapsamlı olarak tüm mekan ile birlikte bakılmasını önerir. Tamamen mekanı kaplayan ve izleyicinin etkileşimini gerektiren yerleştirmelerin yanı sıra izleyicide bir duygu bırakan ya da bir his uyandıran yerleştirmeler de vardır.

Yerleştirmeleri ile bilinen sanatçılardan bazıları; Kurt Schwitters, Judy Chicago, Nam June Paik, Sol LeWitt, Cornelia Parker, Martin Creed, Tracey Emin, Doris Salcedo, Yayoi Kusama’dır.

Kinetik Sanat

Kinetik Sanat, harekete ve hareketin yarattığı etkiye bağlıdır. Dada ve Konstrüktivizm’den önemli ölçüde etkilenmiştir ve özellikle 1950 ve 1960lı yıllarda oldukça yaygındır. Kinetik sanatçılar, sanatın içerisinde hareketi sorgular. Hareketin sınırlarını farklı materyaller ve teknikler kullanarak keşfeder.

Alexander Calder, İsimsiz, 1935. Ahşap, metal ve ip. Guggenheim Müzesi, NY.

Resimde, heykelde ve yarattıkları sanat alanlarında dördüncü bir boyut olan zamanı yapıtlarına katarlar. Modern dünyada makinelerin artması ve teknolojinin giderek gelişmesiyle birlikte zaman kavramı öne çıkar. Kinetik Sanatla, zamanın yanında mekan da önemli ölçüde önem kazanır. İzleyiciye sanat eserine bakması için alternatif bir yol gösterir. Kinetik Sanat yapıtlarında, hareket bazen mekanik olarak motorlar aracılığıyla uygulanırken, bazen tamamen doğanın etkisiyle kendi kendine hareket edebilmeleri üzere serbest bırakılır.

Kinetik yapıtlar üreten sanatçılardan bazıları; Naum Gabo, Nicholas Schöffer, Jean Tinguely, Alexander Calder, László Moholy-Nagy, Bridget Riley ve Victor Vasarely’dir.

Op Sanat

Op Sanat, 1960larda resim sanatında oldukça yaygın olarak kullanılmaya başlanır. Op sanatçılar, algısal etkileri araştırır. Başlarda Op, Kinetik Sanat’ın optik yanılsamaya dayalı bir biçimi olarak kabul edilir. Ancak, Op sanatçılar sanal/algısal bir harekete odaklanır, Kinetik Sanatçılar ise fiziksel hareketle ilgilenir. Op Sanat, görsel ikiliklerden yararlanır, optik yanılsama yoluyla titreşim, yanıp sönme, ve hareket hissi yaratır. Bu algıyı yaratmak için çizgiler, kare ve daire gibi basit geometrik şekiller kullanılır. Renklerin ilişkileri, renk teorileri ve algı psikolojisi de kullanılır. Op Sanatçılardan bazıları araştırma ve deneye önem verirken modern sanatı toplumla entegre etme yolları arar.

Bridget Riley, Düşüş, 1963. Tate Müzesi.

Sanatçılar: Joseph Albers, Bridget Riley, Jesus Rafael Soto, Franois Morelett ve Carlos Cruz- Diez’dir.

Kavramsal Sanat

Kavramsal sanat, görünen, bitmiş bir yapıtın ardındaki ‘fikir ‘ya da ‘kavramla’ ilgilidir. 1960lı yıllarda bir sanat akımı olarak başlar ve 1970lerin sonuna kadar etkinliğini sürdürür. Bu dönemde üretilen yapıtlar, geleneksel sanat fikirlerine ve tutumlarına karşıdır. Bir çok farklı teknik içerir, bir akım gibi ortak özellikler taşıyan yapıtlardan öte, içerisinde bir çok farklı eğilimi barındırır. Performans, oluşum/happening, environment (çevre), resim, heykel gibi mecralar kullanılarak üretilen eserlerde, her zaman düşünce ve fikir yapıtın üzerindedir. Bu bağlamda estetik, ifadecilik, yetenek ve görsellik gibi kavramlar önemsizdir. Kavramsal Sanat, Kübizm, Dada, Soyut Dışavurumculuk ve Pop Sanat gibi sanat akımlarının bilinçli tavırda bir uzantısıdır. Sanatın sınırlarını genişletir. Kavramsal sanatçılar, sanatın ne olduğunu yeniden tanımlar ve bu tanım koleksiyoner, galericiler ve müze küratörleri tarafından da kabul edilir. Temel olarak ‘her türlü’ sanatın kavramsal olduğunu kabul ederler.

Joseph Kosuth, Bir ve Üç Sandalye, 1965. Modern Sanatlar Müzesi, NY

En bilinen sanatçıları; Joseph Kosuth, Walter de Maria, Ed Ruscha, Marcel Broodthaers, Hans Haacke, Dan Graham’dır.

Arazi Sanatı

Arazi Sanatı, Amerika’da başlar ve sanatın kapalı alandan dışarı çıkarak açık arazilere, doğa içerisinde, mekana özgü yerleştirmelerden, heykellerden ve sanat formlarından oluşur. Doğayı heykele çevirmek, ya da yeryüzü üzerine doğal malzemelerde yerleştirmeler yapmak gibi örnekler vardır. Arazi Sanatı, Kavramsal Sanat’ın bir uzantısı sayılabilir. Sade, geometrik şekillerin açık alanlarda kullanılması ile Minimalizm’e, sanatçıların kullandığı doğal malzemeler ile Arte Povera’ya ve yapıtların geçiciliği ile de Oluşumlarla/Happening’lerle benzerlik gösterir. Galeri alanı ya da müze alanı dışında olduğu için, müze ve galerilerde yapıtların fotoğrafları ya da haritaları sergilenir. Bununla birlikte bazı sanatçılar doğadan topladıkları malzemelerle galeri ya da müze alanlarına yerleştirmeler de yapar. En çok kullanılan malzemeler; doğadan toplanan taş, su, toprak, kum ve çakıl gibi malzemelerdir. Geleneksel sergileme yöntemi dışında sanat kurumlarından çıkıp alternatif mekan arayışlarına yönelme söz konudur. Sanat yapıtlarının kurumların dışarısına çıkması önemlidir. Bununla birlikte sanatın satın alınabilecek bir metadan çıkartır.

Robert Smithson, Sarmal Dalgakıran, 1970. Taş, toprak, tuz kristalleri, su. Büyük Tuz Gölü, Utah ABD.

En bilinen sanatçılardan bazıları; Robert Smithson, Nancy Holt, Walter de Maria, Michael Heizer, Dennis Oppenheim’dır.

Feminist Sanat

Feminist Sanat, özellikle 1970li yılların başında feminist sanat teorilerinin yaygınlaşması ve sanat tarihçisi Linda Nochlin’in ‘Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok’ adlı makalesinin yayınlanması ile eş zamanlı olarak ortaya çıkar. Erkek egemen toplumu ve sanat alanını eleştirirken daha eşitlikçi bir ortamı sorgular. Kadın sanatçılar, toplum içerisindeki kadının rolünü, kadın olma durumu ile ırk, sınıf, ayrıcalıklık ve her türlü ötekileştirici tutumları konu alır. Feminist sanattan önce kadın sanatçıların görünürlüğü çok azdır ancak bundan sonra artmaya başlar. Feminist Sanat ile birlikte sanat tarihinde erkek egemen tutum eleştirilirken, daha önce adı anılmamış kadın sanatçılar keşfedilir ve sanat kurumlarının da daha fazla kadın sanatçı temsil etmelerine olanak sağlanır. Feminist sanatçılar, sanat yapıtlarına kadın bakış açısını dahil ederek izleyici ile diyalog kurar. Sanat yapıtı sadece göze hitap eden bir obje ya da estetik kaygılar barındıran bir yapıt olmanın dışında toplumsal ve politik olarak izleyiciyi düşündürür ve ötekileştirici olmayan, eşitlikçi bir bakış açısı sunar. Feminist sanatçılar, yapıtlarını üretim süreçlerinde malzeme olarak kadın cinsiyeti ile ilişkili kumaş, iğne, dikiş gibi erkeklerin daha az kullandığı objeler ile performans ve video gibi disiplinlere yönelir. Kendilerini resim ve heykel dışında geleneksel olmayan bir mecra ile temsil ederek sanatın anlamını genişletirler.

Judy Chicago, Yemek Daveti, 1974-79, Ahşap, seramik, kumaş, metal, boya. 1463x1280x91.9 cm

En bilinen sanatçılardan bazıları; Judy Chicago, Miriam Schapiro, Barbara Kruger, Carolee Schneemann, Hannah Wilke, Ana Mendieta, Faith Ringgold’dur.

Foto-Gerçekçilik

1960’larda Avrupa’da ve Amerika’da başlayan Foto-Gerçekçilik, resimsel bir üsluptur. Konularını gündelik yaşamdan almasıyla Pop Sanat’la yakından ilişkilidir. Foto-Gerçekçi ressamlar, teknik olarak birbirlerinden ayrılsa da her biri fotoğrafı değiştirmeden birebir, gerçekçi bir üslupta tuvallerine aktarırlar. Resimlerde, sanatçının varlığını gösterdiği ifadeci anlatıma, resimsel öğelere ve tavra yer yoktur. İdealize edilmiş ya da soyutlaştırılmış imgeler kullanılmaz, gerçekçi bir üslup kullanılır. Tuval üzerinde bir fotoğraf karesiyle aynı görünen illüzyonlar yaratılır. Hiper-Gerçekçilik, Süper- Gerçekçilik, Yeni-Gerçekçilik gibi terimler de bu üslubu tanımlamak için kullanılır ancak en yaygın olarak kullanılan terim Foto-Gerçekçilik’tir.

Richard Estes, Diner, 1971. Tuval üzerine yağlıboya. Hirshhorn Müzesi, Smithsonian Enstitüsü.

En bilinen sanatçıları; Robert Bechtle, Charles Bell, Chuck Close, Robert Cottingham, Richard Estes, Audrey Flack, Ralph Goings’dir.

The Pictures Generation / Appropriation (Temellük/Kendine Mal Etme Sanatı)

‘Pictures Generation’ terimi ilk olarak 1970’lerin sonunda medya kültürünü eleştiren Amerikalı bir grup sanatçının bir araya geldiği bir serginin başlığı olarak kullanıldı. Farklı içeriklerde, yeni anlamlar üretmek üzere önceden çekilmiş film ve fotoğrafları manipüle ederek ‘orijinallik’ ve ‘biriciklik’ kavramlarını sorgulayan bu grup daha sonra etkinliğini arttırarak genişler. Kendine mal etmeyi bir metod olarak kullanan sanatçılar daha sonra bunu yapıtlarını anlamlandırmada da kullanır. İmgeler ve gerçeklik, orijinallik ve yeniden üretme arasındaki sınırları sorgularlar. Odaklandıkları konular ve kullandıkları teknikler farklılık gösterse de en çok video ve fotoğraf kullandıkları mecralar arasındadır. Bilinen, tanınan imgeler üzerine yeniden çalışarak, bireysellik ve eser sahipliği kavramlarınını sorgulaması postmodern bir tavrın göstergesidir. Sanatın kurallarını sorgulayarak görsel kültürle büyüyen yeni nesil için sanata eleştirel ve farklı bir yaklaşım geliştirirler. Popüler imgeleri kullanarak yapıtları reklamlarla benzerlik gösterir. Bu grupta yer alan sanatçıların çoğu geleneksel bir resim ve heykel eğitiminden geçmelerine rağmen kendilerini ifade biçimi olarak alternatif yollar kullanır. Fotoğrafı yoğun olarak sanatsal bir disiplin olarak yoğun olarak kullanırken farklı anlamlar yüklerler.

Sol: Walker Evans, Alabama Yandaş Çiftçi’nin Eşi, 1936, jelatin gümüş baskı, 20.9 x 14.4 cm, Metropolitan Sanat Müzesi Sağ: Sherrie Levine, Walker Evans’dan sonra, jelatin gümüş baskı, 12.8 x 9.8 cm, Metropolitan Sanatlar Müzesi

En bilinen sanatçıları; Barbara Kruger, Louise Lawler, Richard Prince, David Salle, Cindy Sherman, Michael Zwack, Sherrie Levine’dir.

Yeni Dışavurumculuk

Yeni Dışavurumculuk, 1970lerde Avrupa’da ve Amerika’da etkinliğini gösterir. Minimalizm ve Kavramsal Sanat’tan sonra tuval resmine tekrardan dönülmesi söz konusudur. Boyaların, figüratif öğelerin, belirgin bir resim dilinin ve sanatçıların ifadeci, özgün yaklaşımlarının resim aracılığıyla yeniden gündeme gelmesidir. Sanatçıların kendi bireysellikleri ve özgünlüklerini öne çıkardığı resimlerin ortak özellikleri figüratif olmalarıdır. Modernizmde dışlanan figüratif resim, Yeni Dışavurumcularla birlikte yeniden odak noktası olur ve izleyiciden de oldukça fazla ilgi görür. Bu bağlamda, Yeni Dışavurumcu yapıtların sanat piyasasında satışa oldukça elverişli olmaları ve yoğun talep gösterilmesi dikkat çekicidir. Sanatçıların yapıtlarında boyaların ham halleriyle kullanılması, kaba ve dışavurumcu tutumları ve büyük ebatlı tuvalleri ile yüzey üzerindeki ifadeci fırça darbeleri ve yoğun renk kullanımları söz konusudur.

Georg Baselitz, Adieu, 1982. Tuval üzerine yağlıboya. Tate Modern.

En bilinen sanatçıları; Georg Baselitz, Anselm Kiefer, Markus Lüpertz, Francesco Clemente, Enzo Cucchi, Sandro Chia, Julian Schnabel, Philip Guston, Eric Fischl ve David Salle’dir.

Young British Artists / Genç İngiliz Sanatçılar

1980lerde Londra’da yaşayan bir grup sanatçının Freeze ve Sensations adlı iki sergide yer alan yapıtları tüm dünyada yankı uyandırır. Genç İngiliz Sanatçılar, üretim süreçlerinde kullandıkları sıra dışı malzemeler ve yöntemlerle sanatın sınırlarını yerle bir eder. Bu sanatçılar, 90lı yılların sanat ikonları haline gelir ve altın çağı yaşatırlar. Sanatçılardan bazılarının İngiltere’nin en prestijli sanat okullarından biri olan Goldsmiths Sanat Okulu’nda eğitim almış olmaları da geldikleri konumda önemli bir yere sahiptir. Akıma ait sanatçıların sanatsal üretim yöntemleri açısından belirgin ortak özellikleri bulunmaz, ancak çoğunlukla buluntu objeler ile izleyiciyi şaşırtan veya ürküten yapıtlar tekrar edilir. Dünyanın en zengin sanatçıları arasında yer alan Genç İngiliz Sanatçılar’ın bazı yapıtlarının üretim süreçlerinde geleneksel anlamda fiziksel bir müdahale ya da sanatçının yeteneğini ön plana çıkartacak bir gereksinim bulunmaz. Bu sebeple oldukça eleştirilirler. Ancak, popüler kültürden beslenen ve ses getiren yapıtlarıyla çok büyük izleyici kitlesine ulaşabilen bu sanatçılar birer marka haline gelir.

Damien Hirst, Sürüden Uzakta, 1994. Cam, Paslanmaz çelik, Perspex, akrilik boya, kuzu ve çözelti. 96x149x51 cm. Tate Müzesi

Sanatçılardan bazıları; Damien Hirst, Cornelia Parker, Tracey Emin, Sarah Lucas, Christine Borland, Gary Hume, Jake&Dinos Chapman, Jenny Saville, Marc Quinn, Tacita Dean, Darren Almond’dur.

Kimlik Politikaları

Siyahi bir sanatçı olmanız sanat piyasasında önünüzde bir engel mi? Sanat tarihinde erkeklerin nüfusu kadınlardan daha mı fazla?… ve daha bir çok sorunun sorgulandığı ‘kimlik’ olgusuna odaklanan yapıtlar 1980 li yılların ortalarında Avrupa ve Amerika’da yoğun olarak üretilmeye başlar. Sanatçılar; ırk, sınıf, eşitlik, kültür, cinsiyet ve cinsel kimlik ayrımcılık kavramları üzerine odaklanırken Batı kültürünün bazı grup ve kişileri nasıl ‘ötekileştirdiği’ sorununu ele alır. Bununla birlikte, sanat piyasasının beklentileri, küratöryel seçimleri ve eğilimleri ile piyasadaki eşitsizlikler ve tercihler sorgulanır. Kimlik Politikaları’na odaklanan sanatçıların yapıtları geleneksel anlamda ‘iyi sanat’, ‘göz hitap eden sanat’ ya da sadece ‘akla hitap eden sanat’ olmanın ötesinde politik bir eylem olarak da okunabilir ve kitlelere hitap ederek farkındalık yaratır.

Kara Walker, Masumların Katledilişi, 2017. Görsel: Sikkema Jenkins & Co. Galeri, NY

Kimlik Politikalarına odaklanan sanatçılardan bazıları; Jimmie Durham, James Luna, Rasheed Araeen, Adrian Piper, Carrie Mae Weems, Lorna Simpson, Kara Walker, David Hammons, Felix Gonzales Torres, Robert Mapplethorpe’dır.

Yeni Kavramsalcılık / Neo-Conceptualism

Neo-Geo (Yeni Geometri), Simülasyon, Ard Soyut- Soyutlama olarak da adlandırılabilen, 1980lerin sonlarına doğru, modern dünyanın mekanikleşmesine, tüketimine ve ticarileşmesine karşı yeni bir tutumdur. Sanatçılar, Minimalizm, Pop Sanat ve Op Sanat’ın etkilerini barındıran sanatsal eğilimlerinde aşırı alaycı bir dil kullanır. 1960 larda ortaya çıkan Kavramsal Sanat’tan farklı olarak, Yeni Kavramsalcılar grubunda yer alan sanatçılar, sanatın bir tüketim nesnesi olma durumunu ele alan yaklaşımları açısından diğerlerinden ayrılırlar. Bununla birlikte, gösteri toplumu, tüketim ve kitle iletişim araçlarına odaklanarak ürettikleri kopya orijinal yapıtlar, kopyanın kopyaları, bir şeyin temsili yerine kullandıkları gerçek materyaller ile hiper gerçekliğe dönüşen yapıtlarla izleyici karşına çıkarlar. Bu sayede, tüketim kültürünü yapıtları aracılığıyla yinelerler ve daha önceden kullanılan yöntemleri güncel ortamda yeniden gündeme getirirler. Sanatçıların ‘biriciklik’ ve ‘orijinallik’ kavramlarını iredelediği çalışmalarda seri üretim nesneleri yeniden gündeme gelir. Yeni Kavramsalcılık eğilimlerinden bir diğeri de, Minimal Sanat ve Op Sanat’ta sanatçıların kullandığı yöntemleri aynı biçimde tekrar ederek tuvallerine aktarırlar ve sanat üretim biçiminde estetik üslubun da yinelenmesini birer hazır-nesneymiş gibi ele alırlar.

Jeff Koons, Pembe Panter, 1988. Porselen. 104x52x48 cm. Modern Sanatlar Müzesi, NY

Sanatçılardan bazıları; Peter Halley, Ross Bleckner, Jeff Koons, Sherrie Levine, Haim Steinbach, Ashley Bickerton ve Meyer Vaisman’dır.

Video Sanatı

Video Sanatı, 1960 larda yaygın olarak görülmeye başlar. Teknolojinin gelişmesiyle, hareketli görüntülerin yanı sıra bazen sesin de duyulduğu yeni bir deneysel teknik olarak ortaya çıkar. Özellikle Kavramsal Sanat, Performans Sanat ve deneysel filmlerde tercih edilen bir teknik olarak başlar. Pek çok sanat akımı içerisinde sanatçıların kullandığı bu alternatif teknik sanatçılara farklı ve hızlı bir ifade yöntemi sunar. Sanatçıların eylemlerini ve performanslarını kaydetmelerinde kolaylık sağlarken, doğrudan izleyici karşına çıkabilme olanağı sunar. Her sanatçının kendine özgü bir tutumu vardır. Günümüzde izleyicinin karşısında çok boyutlu deneyimlere dönüşür. Bununla birlikte geleneksel anlamda sanat üretimine de bir alternatif olarak gelişir ve özgün sanat eğitimi almayan ve farklı disiplinden olan sanatçıları da içerisine alır.

Bill Viola, Nantes Triptych, 1992. Video, 29’46’’. Tate

Sanatçılardan bazıları; Nam June Paik, Vito Acconci, Bruce Nauman, Bill Viola, Gillian Wearing, Oppenheim, Dan Graham, John Baldessari ve Valie Export’dur.

Graffiti and Sokak Sanatı

Graffiti Sanatı, 1960ların sonunda New York’da oldukça yaygın olarak görülmeye başlar. Binaların, metroların ve halka açık alanlarda duvarların üzerine çizilen imgeler ve yazılardan oluşur. Her sanatçının kendi üslubu, kendi imzası vardır. Doğası gereği kolayca kitlelere ulaşır. Genellikle marker ve spray boya kullanılır. Graffiti sanatçıları, sokakları bireysel düşüncelerini, sosyal ve politik içerikli mesajlar vererek kişisel eleştirilerini yapabilecekleri bir ifade aracı olarak kullanır. Sokak Sanatı’ndan farklı olarak ‘etiketleme’ ve yazı odaklıdır. Sokak Sanatı ise Graffiti’nin etkisiyle gelişir. Graffiti gibi galeri ve müzenin dışına, sokağa çıkar ve sokaklar sanatsal ifade biçimlerini uygulayabilecekleri alanlara dönüşür. Graffiti’den farklı olarak izinlerle ve komisyonlarla binalara veya çeşitli halka açık alanlara sanatçıların farklı teknikler kullanarak çizdiği ya da yerleştirdiği anıtsal ya da daha küçük ölçekli imgelerden oluşur.

Banksy’nin Bethlehem’de bulunan bir benzincinin duvarındaki graffiti.

Sanatçılardan bazıları; Banksy, Jean-Michel Basquiat, Keith Haring, Barry McGee, Shephard Fairey, Blek le Rat’dir.

Ses Sanatı / İşitsel Sanat

Yapıtlarda bir araç olarak ya da yapıtın ana konusu olarak kullanılan Ses Sanatı’nın başlangıcı 1913 yılında Fütürist sanatçı Luigi Russolo’nun ürettiği Intonarumori adlı ses makinelerine dayanır. Russolo, seslerin gündelik hayatımızı nasıl etkilediğini araştırarak makine ile diğer benzer seslerin müzik kadar güzel olabileceğini savunur. Dada ve Gerçeküstücü sanatta da araç olarak kullanılan ses, zamanla bazı çalışmalarda imgelerden bağımsız başlı başına bir yapıt haline gelir. Özellikle 1980lerde Ses Sanatı ifadesi kullanılmaya başlanır. Teknolojinin gelişmesiyle, dijital alanda yaşanan büyük dönüşümler ile görüntünün sese dönüştürülmesi ve izleyicinin de etkileşimiyle aktive olan ses yerleştirmeleri kullanılır. Ses Sanatı’nı tek bir mecra üzerinden sergilenmesi mümkün olmamakla birlikte heykelin bir parçası, ya da tamamen mekana yapılan bir yerleştirme şeklinde olabilir. Bununla birlikte yapıtlarda, günümüzde bitkilerden çıkan elektrik sinyallerinin ses dalgalarıyla birleşerek çıkardıkları sesler de duyulabilir.

Naama Tsabar, Barikat #3, 2016, 12 mikrofon ve mikrofon standı. Fotoğraf: Diana Larrea.

Ses odaklı yapıtlar üreten sanatçılardan bazılar; John Cage, Gary Webb, Bill Fontana, Max Neuhaus, Naama Tsabar, MSHR, Alvin Lucier’dir.

Etkileşim Sanatı / Interactive Art

Etkileşim Sanatı, izleyicinin dahil olma durumuna bağlıdır. 1950 lerden başlayarak günümüze kadar üretilen yerleştirmeler, heykeller, videolar, performanslar ve daha bir çok mecra içerisinde izleyicinin temasını ya da katılımını gerektiren çalışmalar üretilir. İzleyici, sanat yapıtını farklı bir açıdan deneyimler ve yapıt bu şekilde amacına ulaşır. Etkileşim Sanatı, 3 boyutlu yerleştirmeleri tanımlamada kullanılır. İzleyicinin tepkisine, etkisine bağlıdır ve izleyicinin gösterdiği etkileşim ile form değiştirebilir, yok olabilir. İçerisine girilebilir heykellerden oluşan, temasla ya da fiziksel bir hareketle sesin, ışığın vb. aktive olduğu ve izleyicinin yapıtla etkileşimini gerektiren sayısız deneyim bu sanatın gereksinimleri arasında yer alır.

Ernesto Neto, Celula Nave, 2004

Sanatçılardan bazıları: Ernesto Neto, Thomas Saraceno, Liam Gillick, Hito Steyerl, Ann Hamilton, Rivane Neuenschwander, Scott Snibble’dır.

 

Sena Arcak Bağcılar

Kaynakça:
Ahu Antmen, 20. Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar, Yem Yayınları
Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Yem Yayınları
Gardners Art Through Ages, Fred S. Kleiner and Richard Tansley, 10. Baskı
Art Since 1900, Modernism, Anti Modernism, Post Modernism, Foster, Hal et. all, Thames & Hudson