Kent, İnsan ve Doğa İlişkisi Karşısında Bir Mücadele: Nursun Hafızoğlu

Nursun Hafızoğlu, kent yaşamının çözümsüz, yığılmış ve kaos ortamından yola çıkarak betimlediği resimlerinde, doğal yaşama ait öğeler karşısında insanın açgözlülüğünü ve bencilliğini merkeze alarak, kent, insan ve doğa ilişkisine karşı bir mücadele gösteriyor. Resimlerinde kullandığı kolaj tekniğinin kattığı naif ve kırılgan tavır ile sanatçı doğanın tahribata açıklığının ve hassaslığının altını çiziyor. Nursun Hafızoğlu ile resimlerinde ele aldığı kavramlar, okuduğu kitaplar ve takip ettiği sanatçılar üzerine konuştuk.

2011 yılında Çukurova Üniversitesi Resim-İş Bölümü’nde lisans eğitimini tamamlayan Nursun Hafızoğlu, Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Bölümü’nde lisansüstü eğitimini tamamladı.

Merhaba Nursun. Resimlerinde kent görüntüleri üzerinden insanın doğal yaşamı ve kentleri tahribatını ele alıyorsun. Kent manzaraları çok şey söylüyor, görsel anlamda oldukça kuvvetli mesajlar veriyor tahribata dair. Kurgu sürecinden bahseder misin biraz?

Merhaba. Kurgu sürecim aslında bir farkındalık süreci benim için. Dünyanın içerisinde bulunduğu ekolojik kriz ve beraberinde gelen çevre felaketleri benim bu konu üzerinde yoğunlaşmama neden oldu. Bu durumun sorumlusu olarak insanın aşırı büyüme hırsı ve tüketim politikaları görülmektedir. Çalışmalarımda da bu durumu, yani insanın açgözlülüğünü, bencilliğini ve doğaya yabancılaşma sorununu merkeze alıyorum ve kentlere baktığım zaman gördüğüm ve hissettiğim “belirsizlik, çözümsüzlük, yığılmışlık, yalnızlık, kaos” gibi kavramları da bu süreç içerisindeki çıkış noktalarım olarak görüyorum.

Nursun Hafızoğlu – Yersiz Yurtsuz XIII

Kompozisyonlarında çarpık yapılar arasında yer alan geyikler, filler gibi doğal yaşamın içinden canlılar görüyoruz. Bu canlılar neyi temsil ediyor?

Çalışmalarımda doğa/kent karşılaşmasını bir mücadele olarak kurguluyorum ve hayvan figürlerim bu mücadelenin taraflarından birini oluşturuyor. Kompozisyonlarımda, göstergeler üzerinden ilerleyerek yansıtmaya çalıştığım bu karşılaşmada, sadece hayvan imgeleri değil, bitki soyutlamaları da vahşi doğanın ve yaşam alanları tahrip edilmiş yaban hayatının simgeleri olarak yer alıyor. Doğaya ait bu figürler, insan tarafından yerlerinden edilen ve var olabilmeleri için öncelikle yaşam alanlarına ihtiyacı olan varlılar. Kente ait imgelerse, herhangi bir kentlinin gündelik yaşam pratikleri içerisinde sıklıkla deneyimledikleri nesne, işaret ve sembollerden oluşmaktadır. Kompozisyonlarım bu karşıtlıkların beslediği anlamlardan oluşuyor. Aynı zamanda malzeme kullanımımda bu anlatımı güçlendirmek üzere hassas olanın ve tahribe açık olanın dengesini gözeterek, kolajın naifliğini, kırılganlığını kullanıyorum. Bunu yaparak izleyicinin dikkatini ölüm ve yaşam arasındaki hassas sınıra çekmeye çalışıyorum.

Ele aldığın bu çarpıklığı ve tahribatı kenara koyarsak, senin için bir ‘kent’ nasıl olmalıydı? Üzerinden durduğun, ütopya ve distopya kavramlarını da ele alarak bunu açıklar mısın?

Bundan yaklaşık 500 yıl önce ütopistler, insanı değiştirmeye çevresinden başlaması gerektiğini düşünmüşler ve bu yüzden ideal topluma ulaşabilmek adına kent tasarımları kurgulamışlardır. Ama insanlık; savaşlar, küreselleşen dünya, ekosistemdeki büyük kırılmalar, tüketim kültürü, nüfus büyümesi, sosyal adaletsizlik, teknolojinin yol açtığı olumsuzluklar gibi, birçok negatif durumun sonucunda ütopyalardan uzaklaşmış ve oluşan hayal kırıklığı ve umutsuzluk ortamı onu maalesef distopik olana yaklaştırmıştır. Kentin nasıl olması gerektiği sorusu ise, insanların algı süreçleri ve yaşam biçimlerinde saklı. Bana göre, doğayla bağını koparmayan, kendinden başkasının “buna diğer canlılar da dahil” yaşam hakkına saygı duyan açgözlülüğün ve tüketim politikalarının zararlarının farkına varmış bireylerden oluşan bir kent, ancak ideal olmaya doğru ilerleyebilir.

Resimlerini karışık teknikle üretiyorsun. Tuval ya da kağıt üzerine çalışmak dışında, kendini daha farklı bir biçimde ifade etme yöntemleri denedin mi bugüne kadar?

Evet, özellikle kolajı hem kağıt, hem de tuval üzerinde anlatımımı besleyen ve destekleyen bir öğe olarak ele alsam da, asamblaj, enstelasyon ve heykel çalışmalarım da var. Kendimi ifade ederken farklı yollar izlemeyi öğretici, aynı zamanda da eğlenceli deneyimler olarak değerlendiriyorum.

Sanatsal üretim sürecinde neler besler seni? Odaklandığın konu dışında nelere bakarsın, neler okursun, izlersin?

Kentte yaşayan biri olarak ilk olarak kendi kişisel deneyimlerimle beraber kent çıkmazına yoğunlaşsam da daha sonra ütopik ve distopik eserleri okumaya başladım. İnsanlık tarihi, sanat tarihi, uygarlık tarihi ve insanı anlamak adına büyük yazarların edebi eserlerini okuyorum. Dünyada ve ülkemizde olup biten ekolojik krize ait değişimleri takip ediyorum. Sinema alanında birçok kült eseri izlememe rağmen özellikle distopik kurgular dikkatimi daha çok çekiyor.

Nursun Hafızoğlu – Gösteri Devam Etmeli

Sanat eseri alma, herhangi bir şey toplama, biriktirme gibi bir merakın var mı? İleride bir koleksiyon edinmeyi hiç düşündün mü? Sınırsız bir bütçen olsaydı kimin hangi eserini alırdın ilk olarak? Neden?

Toplama ve biriktirme merakım ilgi alanlarımla doğru orantılı. Sevdiğim kitaplar, filmler ve tabii ki mümkünse sanat eserleri. Bütçem imkan verseydi Julie Mehretu’ya ait bir eser kesinlikle edinirdim. Sanatçının çok katmanlı bir yapı olarak kurguladığı modern kentlerdeki karmaşa ve sonsuzluk hissinin dinamik yorumları beni gerçekten derinden etkiliyor.

Yüksek lisans eğitimine devam ediyor musun? Sanatçı kariyerinin yanında akademide devam etmeyi düşünüyor musun?

Bu dönem itibariyle yüksek lisans eğitimim sonlandı. Sanat eğitiminin gerekli olduğunu düşünüyorum ve doktora programına devam etmeyi düşünüyorum.

Sanatçılar için sosyal medya kanalları aracılığıyla da birçok kişiye ulaşmak artık mümkün. Sosyal medya kanallarını aktif olarak kullanıyor musun? Bunun bir getirisini gördün mü, ne düşünüyorsun bununla ilgili?

Günümüzde sosyal medya kanalları görsel sanatçılar için oldukça önemli bir duruma geldi. Ben de bu durumu önemsiyorum, aktif olmaya çalışıyorum ve bu sayede daha fazla insana ulaşabiliyorum. Hem benim eserlerimi daha fazla insana ulaştırmamda, hem de diğer sanatçıların yapıtlarına ulaşabilmemde oldukça etkili bir yol olduğunu düşünüyorum.

Art50.net ile birlikte yeni çalışmaya başladın. Türkiye’nin önde gelen sanat platformlarından biriyle tanışma ve yer alma sürecinden bahseder misin? Nasıl tanıştın, ve sonraki süreç nasıl oldu senin için?

Art50.net ile tanışmam küratör ve sanatçı bir arkadaşımın vesilesiyle oldu ve yaklaşık dört yıldır ilgiyle takip ettiğim bir sanat platformuydu. Daha sonra değerli hocam Dr. Ebru Nalan Sülün’ün tavsiyesiyle art50.net ile aramda bir bağ kuruldu. Görünürlüğün oldukça önemli olduğu ve dijital dünyanın aynı oranda yaygın olduğu günümüzde böyle bir sanat platformunda yer almanın bir avantaj olduğunu düşünüyorum.

 

Nursun Hafızoğlu’nun Art50.net’te yer alan eserlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Röportaj: Sena Arcak Bağcılar