İçimdeki Tanrıça

Art50.net ve Swissôtel The Bosphorus, İstanbul işbirliğiyle hazırlanan ‘’İçimdeki Tanrıça’’ sergisi 10 Mart – 10 Eylül 2020 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor. İpek Yeğinsü küratörlüğündeki sergide Baysan Yüksel, Bengisu Bayrak, Ece Gauer, Leyla Emadi, Merve Dündar ve Müge Ceyhan’ın kadının yaratıcılığına, dayanıklılığına, toplumsal yaşama kattığı ve katabileceği zenginliklere odaklanan eserleri yer alıyor.

Doğanın nimetlerini, önce dişiliğe atfetti insan.
Toprak Ana’ya adadı en içten yakarışlarını.
Tanrıçaların hüküm sürdüğü kadim diyarlarda
El üstünde tuttu kadını, çağlar boyunca.

Sonra unuttu kadın, sahip olduğu sonsuz cevheri.
Aklı sezgiyle buluşturan o muhteşem zihnini,
Narin olduğu kadar yenilmez bedenini,
Teslim etti büyük yalanların boyunduruğuna.

Oysa hala içindeydi o tanrıça.
Doğanın tüm güçleri, sabırsızlıkla
Yeniden doğmayı bekliyorlardı onda.
Dünyanın şimdi çok ihtiyacı vardı ona.

2020 yılında cinsiyet eşitsizliğini tartışırken, söylemlerimizi hala ayrımcılık, baskı ve şiddet gibi negatif kavramlar üzerine kuruyoruz. Oysa kadının yüzyıllara, belki de binyıllara yayılan tarihsel süreçler sonucu unuttuğu potansiyelinin, keşfedilmeyi bekleyen yeteneklerinin ve hepsinden önemlisi birey olarak sahip olduğu öz değerin farkına varması için yapabileceklerimizi konuşarak, çok daha güçlü ve olumlu bir değişim sürecinin kapılarını aralamamız mümkün. “İçimdeki Tanrıça” sergisi, tam da bu nedenle kadının karşılaştığı olumsuzluklar yerine onun yaratıcılığına, dayanıklılığına, toplumsal yaşama kattığı ve katabileceği zenginliklere odaklanır. Altı kadın sanatçının eserlerinin yer aldığı sergi, kadının potansiyelini açığa çıkarmanın daha eşit ve mutlu bir dünya yaratmak adına sahip olduğu önemi vurgular.

Masallardaki arketipler ve onların temsil ettiği kolektif bilinçaltıyla ilgilenen Baysan Yüksel, “Gölge” adlı işinde bizi ay ışığının aydınlattığı karanlık bir ormana götürür. Burada, sanal gerçeklik gözlüğü takmış olarak yolunu bulmaya çalışan kadının boğazına sarılmış karanlık el, aslında kendi elinin gölgesidir. Başka bir deyişle kadın, nefes almasını zorlaştıran koşulları içselleştirmiştir ve özgürlüğe adım adım ilerlerken bile, toplumsal baskıların yarattığı huzursuzluktan tamamen kurtulamamıştır. Kendini bulabilmek için, önce sığındığı hayali dünyadan çıkıp onu çevreleyen gerçeklerle yüzleşmek ve bu gölgelerden kurtulmak zorundadır.

Baysan Yüksel – Gölge

Büyük tarihsel anlatıların gündelik yaşamda ve popüler kültürdeki izdüşümlerine odaklanan Bengisu Bayrak, “Far from You” ile Mısırlı efsanevi diva Oum Kalthoum’un (Ümmü Gülsüm) portresini “Baed Annak” (Senden Uzakta) adı şarkısıyla birlikte betimler ve “günümüzde gerçek aşk hala var mı” sorusunu gündeme getirir. Öte yandan “Docteur Renauld – Bütün Hareketlerinize Rağmen”, Türkiye’nin modernleşme sürecinde reklamlarda çizilen kadın imgesindeki iyimserliği günümüze taşır. “Recipe Book” (Yemek Kitabı) adlı işinde ise Bayrak, kült film Casablanca’nın (1942) senaryosunda radikal bir değişiklik yapar; Hollywood’un kadına bakışını yansıtan duygusal ve kırılgan Ilsa (Ingrid Bergman) karakterini, Fransa karşıtı casuslardan biri olarak yeniden konumlandırır. Resimde görülen metin, soğukkanlı casus Ilsa’ya gönderilen bir görev mektubudur ve içerdiği yemek tarifi, görevin ayrıntılarını bildiren şifreli bir mesajdır.

Bengisu Bayrak – Recipe Book

Tuvallerinde desen ağırlıklı Doğu sanatıyla figüratif Batı sanatından öğeleri bir arada kullanan Ece Gauer, “Savaşçı” ile karşımıza çağların, coğrafyaların ve kültürlerin ötesinde bir yerde duran güçlü bir kadın imgesi çıkarır. Figür bize, sanat tarihinin farklı dönemlerinde güç ve bolluk simgesi olarak kullanılmış birçok nesne ve dokunun belli belirsiz iç içe geçtiği çok katmanlı bir düzlemden bakar. “Mare Nectaris” ise, adını Ay yüzeyindeki Kevser Denizi olarak bilinen düzlükten alır. Sonsuz bolluk ve doyumu simgeleyen kavramın sunak-kâse taşıyan kadın figürüyle birlikte sunulması ise rastlantı değildir; ne de olsa kadın, doğurganlığı ve kapsayıcılığıyla dünya üzerinde Kevser’i sunabilecek tek varlıktır. Görece daha soyut bir dile sahip “The Fall” ve “Purple Magnet” de bu iki yapıtta tekrar eden bazı öğelere referans vererek anlatının bütünselliğini güçlendirir. Bunlar arasında en belirgin olan, Anadolu kültüründe birçok farklı anlama sahip ve Gauer’in kadının başlıca yardımcısı olarak konumlandırdığı kuş imgesidir.

Ece Gauer – Savaşçı

Sanatında bireylerin maruz kaldığı baskıları ve onları bağlayan kalıplaşmış düşünceleri tartışmaya açan Leyla Emadi’nin sergiye özel olarak ürettiği yerleştirme, Hint asıllı Kanadalı kadın şair Rupi Kaur’un “Su Gibiyim Ben; Usul Usul Akarken Hayat Verir, Kabarıp Taştığımda Boğabilirim” dizelerinden yola çıkar. Emadi’ye göre Kaur, burada su metaforunu kullanarak kadının doğasını kusursuz bir biçimde betimler. Sevgi ve özenle yaklaşılan kadın, çevresine hayat verecek üretkenliğe ve güce sahiptir; ancak kötülük karşısında, yarattığı her şeyi yıkmayı göze alabilir ve buna muktedirdir.

Leyla Emadi – Su Gibiyim Ben; Usul Usul Akarken Hayat Verir, Kabarıp Taştığımda Boğabilirim (detay)

Çalışmalarında iç dünyanın dışarıyla ilişkisini ve kimlik kavramını sorgulayan Merve Dündar, sergide kısmen puantilist bir yaklaşımla ürettiği “Kime Göre, Neye Göre” serisinden “Yeşil” ve “Mavi” başlıklı resimleriyle yer alır. Her iki kompozisyonda sanatçının boşlukta salınan ayakları ve arka planda yüzen karabataklar görülür. Kentin karmaşası ve günlük zorunluluklar arasında aldığı bu küçük molalar, bireyin doğanın bir parçası olduğunu duyumsayabildiği ve gerçekten kim olduğu üzerine düşünebildiği nadir anlardandır.

Merve Dündar – Kime Göre Neye Göre Serisi, Mavi

Toplumsal beklentilerin dayattığı rollere hapsolmuş birey, kendine mutlu anılarından öğeler barındıran zihinsel kaçış mekânları yaratır. Müge Ceyhan’ın soyut kompozisyonlarında resmettiği hayali mekânlar da, sanatçının bilinçaltının dış dünyadaki birer uzantısı gibidir. Sergide bir araya gelen dört iş olan “Mandalina Sokak”, “Kıyı”, “Işıklı Gece” ve “Ayçiçek Masalı”, akla Ege’nin sakin bir beldesine yapılan huzurlu, mutlu ve alabildiğine güneşli bir yolculuğu getirir. Bizler de tıpkı mitolojik kahramanlar gibi, kendi sesimizi bulmak için böyle yolculuklara gereksinim duyarız. Bunun için tek yapmamız gereken, o ilk adımı atma cesaretini gösterebilmektir.

Müge Ceyhan – Işıklı Gece

Sergi, aynı zamanda Art50.net’in kadın sanatçıların farkındalığının kazanımı ile ilgili çalışmaları desteklemek için yıl boyunca gerçekleştireceği etkinlikler serisinin ilki olma özelliğini taşıyor.

İpek Yeğinsü

 

Baysan Yüksel’in Art50.net’te yer alan eserlerine ulaşmak için tıklayın.

Bengisu Bayrak’ın Art50.net’te yer alan eserlerine ulaşmak için tıklayın.

Ece Gauer’in Art50.net’te yer alan eserlerine ulaşmak için tıklayın.

Leyla Emadi’nin Art50.net’te yer alan eserlerine ulaşmak için tıklayın.

Merve Dündar’ın Art50.net’te yer alan eserlerine ulaşmak için tıklayın.

Müge Ceyhan’ın Art50.net’te yer alan eserlerine ulaşmak için tıklayın.

 

Detaylı Bilgi İçin:

Art50.net

[email protected] | +90 (212) 244 2650