Beden ve Hareketin Doğayla Bütünleştiği Kompozisyonlar: Elif Çelebi

Elif Çelebi, çalışmalarını üretirken sahne sanatlarından ilham alıyor. Hareket halindeki bedenlerin doğayla bütünleştiği kompozisyonlarında sanatçı, izleyiciyi gerçek bir mekan olgusundan çıkartarak yerçekiminin olmadığı, varolmayan, kurgusal mekanlara götürüyor. Çalışmalarını üretirken bir çok teknikten beslenen ve çoğunlukla gravür tekniği üzerine yoğunlaşan Çelebi ile eğitimi, sanatsal pratiği ve gelecek planları üzerine konuştuk.

Elif Çelebi, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Baskı Sanatları Bölümü’nde son sınıf öğrencisi olarak eğitimine devam ediyor.

Merhaba Elif. Anadolu Üniversitesi’nde Baskı Sanatları Bölümü’nde eğitimine devam ediyorsun. Biraz bu bölümde verilen eğitimden, biraz da çalışmalarında çoğunlukla tercih ettiğin ‘gravür’ tekniğinden kısaca bahseder misin?

Merhaba, ben aldığım dört yıllık eğitimle çok şey öğrendim. Güzel ve kaliteli bir eğitim aldım. Hem baskıresim tekniklerini, hem de çağdaş sanata dair bir çok şey öğrendim. Tabii ki bu konuda hocalarımın katkıları da çoktu. Ayrıca okulumuz, Türkiye’deki en kapsamlı ve yetkin baskıresim atölyelerine sahip. Bu da hem benim için hem de diğer öğrenciler için büyük bir şanstı. Birçok tekniği ve üretim sürecini deneyimleyerek öğrenme şansımız oldu. Benim kendimi en yetkin hissettiğim ve severek çalıştığım teknik gravür tekniği. Çünkü, yeniliklere ve farklı denemelere de imkan sağlıyor. Gravür, teknik boyutu ve iş gücü yüksek bir alan. Bir hocamın dediği gibi, bu işi yapabilmek için gerçekten gönül vermek gerekiyor ve ben de gönlümü verdim 🙂

Elif Çelebi – Kalabalık

‘Boşluk-devinim’ ve ‘İnsan- toplum’ resimlerinde yoğunlaştığın kavramlar. Biraz bu kavramlara yoğunlaşma sürecin üzerine konuşalım.

Kimi sanatçılar eserlerini üretirken kendi iç dünyasına bakar, kimileri dış dünyaya, çevresine bakar. Kimileri ise bu her iki durumu eserlerine yansıtır. İşte ben de ikisine bakıp harmanlamayı tercih edenlerdenim. Çünkü hayat da böyle…Kendi iç dünyamızla dış dünyanın karışımı.

Okuduğum bir kitapta bize nasıl rüya göreceğimizi öğrenme kapasitesiyle dünyaya geldiğimizden ve bizden önce doğmuş, daha önce yaşamış insanların bize nasıl toplumsal rüyaya uygun rüya göreceğimizi öğrettiğinden bahsediyordu. Bir çocuk doğduğunda onun tüm dikkatini toplumsal rüyanın sayısız kurallarına odaklıyoruz. Bu kuralları öğrenmesini ona uygun davranmasını sağlamaya çalışıyoruz. Yani, durmadan dönen bir çark, bir mekanizma, bir sistem var ve işin kötü yanı, bu her şey için geçerli. Bizler, farkında bile olmadan toplumdaki bu kurallarla anlaşmaya varıyoruz. Çok geniş çerçeveli bir konu aslında bu… Çalışmalarımda boşluk ve devinim; sahneye, tiyatroya, dansa, müziğe olan merakımla ortaya çıktı. Her tiyatro veya dans gösterisi izlediğimde, sanatçıların o boş sahneyi nasıl iyi kullandığını gözlemledim. Özellikle dansçıların boşluktaki hareketleri beni çok heyecanlandırır, bana çok ilham verir. ‘İnsan ve toplum, boşluk ve devinim’ bu kavramların birbirini var etmesi de bunlara yoğunlaşmamın sebeplerinden aslında…

Resimlerine bakıldığında doğa ve figürlerin uyumu söz konusu. Bunu, tekrar eden formlar ve çizgiler aracılığıyla yaptığını söyleyebilir miyiz? Ve bu uyum kimi resimlerinde figürlerde koreografi ile sağlanıyor gibi. Koreografi ve resimlerin arasında nasıl bir ilişki kuruyor musun?

Evet, doğa ve doğayı temsil eden imgeler, eserlerimde kurgularımı oluştururken anlatımımı kuvvetlendirebilmek için seçtiklerimden. 2012 yılında izlediğim bir tiyatro oyunu ile, sahnelenen oyunun sonundaki alkış bölümü ve oyuncuların yüzlerindeki o gurur ve mutluluk hissini çok içselleştirdim. Sonrasında her oyun bitiminde oyuncularla birlikte benim de gözlerim dolar oldu. Onlar kadar ben de gururlanır oldum. Sahne sanatlarının yeri bende çok farklıdır ve ilham kaynaklarımdan birisidir. Mesela sırf sahne dekoru, ışıklandırması veya kostümleri bana ilham verdiği için aynı oyunları defalarca izlediğim olmuştur. Özellikle müzikal tiyatrolardaki, opera ve balelerdeki koreografileri de çok etkileyici bulurum. Zaman zaman da bunlar eserlerime kullandığım figürler aracılığıyla yansır.

Havada süzülen figürler, yerçekimi olmayan mekansız kompozisyonlar görüyoruz. Hatta bazılarında ağacın üzerinde durduğu bir toprak var gibi ancak figürler aracılığıyla birden yine yerçekimsiz bir alana dönüşüyor. Bu kurgusal mekanlar nasıl oluşuyor?

Birçoğumuz hala şehirlerde yaşıyoruz. Dört duvar arasında, etrafımız betonlarla çevrilmiş. Evimde penceremden baktığımda görebildiğim bina yığınlarının üzerinde küçük bir gökyüzü ve birkaç bulut. Ayrıca bir kaldırımda yaşamaya çalışan iki üç tane ağaç… Haliyle pencereden baktığımda kendimi hayal edebildiğim tek yer de burası oluyor; gökyüzünde bulutların arasında, ağaçların üzerinde… Bunları da daha önce bahsettiğim performatif öğelerle birleştiriyorum. Epeydir kompozisyonlarımı da bu şekilde oluşturuyorum. Şimdilerdeyse, yine aynı formları kullanarak farklı ve kurgusal mekanlar oluşturmayı tercih ediyorum. Çünkü, zamanla her şey değişiyor, düşünceler ve hisler de dahil. Şu sıralar, düşüncelerim ve hislerim daha farklı mekanlar kurgulamaktan yana.

Elif Çelebi – İzdüşüm

Sanatla olan ilişkin nasıl başladı kısaca anlatır mısın?

İlkokulda yaptığım resimler o zamanki hocalarım tarafından hep beğenilirdi. Çünkü resimle uğraşmayı çok seviyordum. Saatlerimi bir resme harcıyordum. Çok detaylı çalışmayı severdim. Sonra ortaokulda çok iyi bir resim hocam oldu. Benim yaptığım bir resmi hiç haberim olmadan yarışmaya göndermiş ve resmim dereceye girmişti, ikinci olmuştu. Hiç unutmuyorum o anları… Yine çok detaylı küçük küçük bir sürü şeyden oluşan bir resim yapmıştım ve ödül almıştı. Resim alanında ilk başarımdı ve çok mutlu olmuştum. Sonrasında da ortaokulda hep sınıf arkadaşlarımın resim ödevlerini yaptım. O dönem röprodüksiyon çalışıyorduk ve hem kendi resimlerimi hem sınıf arkadaşlarımın resimlerini yapıyordum. Onların sayesinde çok fazla röprodüksiyon çalışmış oldum. Beni en çok geliştiren şeylerden birisi bu oldu. Liseyi, meslek lisesinde, tamamen farklı bir bölümde okudum. Biraz ondan da bahsetmek isterim aslında. Çocuk gelişimi ve eğitimi bölümünden özel eğitim (zihinsel engelliler öğretmenliği) dalında eğitim gördüm ve bir yıllık staj sürem oldu. Bu benim için çok farklı bir deneyimdi. Zor bir süreçti, ama bana çok şey kattı. En başta, yaptığım her işte sabırlı olmayı öğrendim. Bir şeye emek vermenin aslında ne kadar zor ve fedakarlık istediğini öğrendim. Ancak emek verdikçe de sonuçların her zaman güzel olabileceğini öğrendim. Üniversitede de bu öğrendiklerim hep benim rehberim oldu. Çalışma disiplinimi oluşturmama yardımcı oldu.

Art50.net’le nasıl tanıştınız? Türkiye’nin önde gelen sanat platformlarından birinde yer almakla ilgili düşüncelerin ve beklentilerin neler?

Üniversiteye başladığımdan bu yana, hatta başlamadan bile olabilir sosyal medyada hep bana ilham verecek, gelişmemi sağlayacak platformları yakından takip ettim ve etmekteyim. Art50.net de bu platformlardan birisiydi. Kaliteli içerikleriyle, sanatçı ve eserlerini en iyi şekilde temsil etmesiyle zihnimde yer edinmişti. Covid-19 sürecinde mezuniyetimin de yakın olmasıyla birlikte bir arayışa girmiştim ve kendime bir yapılacaklar listesi oluşturmuştum. Bu platformda yer almak istemem de bunlardan birisiydi. Arka planda muhteşem bir ekip var. Resmi ilişkilerden ziyade, samimi, herkesin birbirine her an ulaşabileceği, destekleyici bir ekip. Sanatçıların ve platformun birbirini desteklediği, birlikte büyüyen güzel bir oluşum.

Sana ilham veren ya da özellikle takip ettiğin sanatçılar var mı? Eğer sana çok büyük, sınırsız bir bütçe verilseydi hangi sanatçının eserini almak isterdin?

İlham aldığım, eserlerini sık sık izlediğim çok fazla sanatçı var sanırım burada saymakla bitiremem. Ama Nancy Spero bana ilham veren ilk sanatçılardan birisiydi diyebilirim. Eski dönemlerden; Marc Chagall’ı sayabilirim. Günümüz Türkiye’sindeyse Levent Oyluçtarhan soyut tarzıyla eserlerinde çok farklı bir dünya oluşturuyor ve bana ilham veriyor. Bana büyük bir bütçe verilse aslında bir değil birçok sevdiğim sanatçının birçok eserini satın almak isterdim. Ama biraz duygusal düşünecek olursam şu an bir Yayoi Kusama eseri beni çok mutlu ederdi 🙂

Elif Çelebi – Mekanizma

Okulun bitmek üzere, yakın gelecek için hayal ettiğin planlarından, başlamayı düşündüğün ya da üzerine çalıştığın yeni projelerden bahseder misin?

Farklı teknikleri deneyerek sanatsal pratiğime devam edeceğim. Tek bir teknikle tek bir alanda değil de daha çok farklı teknikler kullanarak eser üretmeyi tercih ediyorum. Farklı disiplinlerde eser üretmeye başladığınızda o farklı malzeme kullanımının yarattığı sinerji aynı zamanda yaratıcılığı da arttırıyor. Çünkü bazen tek bir alan, tek bir malzeme kendinizi ve düşüncelerinizi ifade etmeye yetmiyor. Farklı malzeme ve teknik arayışlarına giriyorsunuz. Benim için keyifli bir süreç. Bundan sonraki çalışmalarımı da farklı disiplinlerde karışık tekniklerde üretmeye devam edeceğim. Yakında farklı projelerim de olacak. Şimdilerde bunlar için araştırma ve öğrenme sürecindeyim.

 

Elif Çelebi’nin Art50.net’te yer alan eserlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Röportaj: Sena Arcak Bağcılar