Ayşe Gürkaş ile İmgeler ve Olasılıklar Üzerine

Ayşe Gürkaş resimlerinde, yaşadığı çevreyi farklı uzamlarda düşünerek yeni olası imgeler inşaa ediyor. Etrafımızda aynı anda meydana gelen bir çok olaya bireysel olarak baktığımızda biz sadece kendi gerçeğimizi yaşıyoruz. Ancak, var olan tüm gerçeklikler beraberinde bir çok olasılık da getiriyor. İşte bu süreci sanatsal pratiğine nasıl dönüştürdüğünü anlatan sanatçı ile üretim süreci ve hayalleri üzerine konuştuk.

Merhaba Ayşe, lisans eğitimini Resim-Baskı Sanatları üzerine tamamlamışsın, bu bölümü anlatır mısın kısaca? Resim-baskı bölümünde nasıl bir eğitim veriliyor? Aldığın eğitimin resimlerini üretim sürecinde nasıl bir etkisi var?

Öncelikle bu konu soru olarak geldiği ve anlatabileceğim bir fırsat verdiğiniz için çok mutluyum. Anadolu Üniversitesi’nde Resim ve Baskı Bölümü iki eğitimi birleştirmek amacıyla açılmıştı fakat birkaç yıl sonra bölüm kapatıldı. Benim bu bölümü tercih etmemdeki sebep farklı baskı tekniklerinin eğitimini de alabilmekti. Bu bölüm sayesinde, resim atölye dersleri ve teorik derslerinin yanında alternatif baskı teknikleri üzerine de eğitim almış olarak mezun olmuş oldum. İşlerimi üretim aşamasında kullanabileceğim baskı gereçlerini ve tekniklerini biliyor olmam, mali açıdan da getirisi oldu ve alternatif üretim yöntemlerini uygulayabilme imkanı sundu. Baskı çalışırken çoğunlukla her renk alanı için farklı katmanlar şeklinde ilerleniyor ve bu üretim süreci içerisinde başlangıçtaki eskizden farklı lekeler, dokular ortaya çıkabiliyor. Burada edindiğim bu deneyim, benim tuval resminde karşılaştığım ya da aklıma geldiği anda beliren uzamsal görünümlere izin verme cesaretini de bulmamı sağladı.

Kullandığın teknikler üzerine biraz daha iredelemek istiyorum çünkü resimlerinde teknolojinin hızla ilerleyişinin sanatla olan ilişkisine değiniyorsun. Bunu, kullandığın teknik üzerinden de yapıyorsun diyebilir miyiz? Tekniğini neye göre belirliyorsun?

Baskı, resim, video gibi farklı disiplinlerde iş üretmiş olsam da pratiğim daha çok tuval resmi üzerine. Bir dönem akrilik boya ile çalışmıştım ama her seferinde koşarak yağlı boyaya geri döndüm. Şu anda üretmekte olduğum işlerimde tuval resimleri. Kolaj tekniğinde kurcalamalar da yapıyorum. Örneğin, Yakalanmak Serisi, birey olarak sanal ortamda oluşturduğumuz profiller, kimliklerin aslında tümü sıfır ve birlerden oluşan kodlarken, gerçek hayattaki sosyolojik ve psikolojik durumlarımızda bu kadar etkili oluşları üzerineydi. Bunun teknik açıdan yansıması sinema teknolojisinde görmeye alışık olduğumuz üç boyutlu/3d efekt görünümünü kullanmamla gerçekleşti. Magenta ve cyan renklerinden olan gözlüğün her bir tarafıyla ayrı ayrı bakıldığında resimlerdeki o renkteki alan ön plana çıktı.

Ayşe Gürkaş – Yakalanmak l

Bazı yağlıboya resimlerinde, gökyüzünü ve bulutları görüyoruz, ancak aşağısı, yeryüzü yok. Figürleri neden havada asılıymış gibi konumlandırıyorsun? Neden yer ve zemin algısı yok?

Evet bazı resimlerimde zemin bulunmuyor çünkü zemin olarak kavradığımız şey yerçekiminden dolayı dünyanın merkezine doğru çekilen toprak değil mi? Peki ya başka bir yerde olsaydınız, başka bir şey olsaydınız, fizik kurallarının farklı olduğu ya da böyle bir evrensel sistemin olmadığı bi yerde? Ama yine aynı bireysel bilgileriniz, benliğiniz mevcut olsaydı o oluş halinizde ve bulunduğunuz yerde, yine kırmızı olsaydı mesela en sevdiğiniz renk? Çocuksu bir merakla oyunun kurallarını bozup tekrar tekrar yeniden kurguluyorum.

Resimlerinde dünyadan bir imge olduğu açıkça belli ve bu figüratif öğelerle de destekleniyor. Konularını, resimlerinde kullanacağın figürleri nasıl seçiyorsun? Doğa – insan ilişkisi üzerinden bakabilir miyiz?

Çoğunlukla konu seçmem bir aşama olarak belirmiyor aslında. Zaten düşündüğüm, gördüğüm, keşfettiğim şeyleri aktarıyorum. Evrensel işleyişin her gün basitçe sürüyor olması beni hep etkiliyor. Her gün herkesin gördüğü günlük yaşam için klişe bir manzara olan bulutlar, ay, ışık ve yeryüzünde oluşturduğu gölgenin basit bir prensipteki birlikteliği beni büyülüyor. Biliyoruz bunları, evet görüyoruz hep, ama tüm bu küçük fragmanlar beni kozmik boyuttaki göremediğim onca şeyi düşünmeye itiyor. O sırada güneş yüzeyinde patlamalar oluyor, bir yıldız supernova ya dönüşüyor, dünya etrafındaki uydularımız çalışıyor, vücudumda birkaç hücre daha ölüyor ve o anda ben bir duraktayım ve 690 numaralı otobüsü bekliyorum. Makro ve mikro boyutta her şey birbirinin içinde aynı anda oluyor. Olan şeyleri kategorilere ayıran başlıklar var; bilim, teknoloji, sosyoloji, psikoloji, sanat…Daha birçok eklenebilir belli ki . Biz insan olarak tüm bu farklı dalga boylarına sahip katmanları aynı anda deneyimliyoruz hem de her gün. Ve bu deneyimi anlamaya ve aktarabilmeye en uygun şey plastik sanatlar gibi görünüyor bana.

Art50.net de bir online sanat platformu ve baktığımızda senin işlerinde irdelediğin konulardan biri de sanat ve teknoloji ilişkisi üzerine, bu açıdan, işlerinin böyle bir platformda yer alması ile ilgili ne düşünüyorsun?

Artık her şeye internet yoluyla çok hızlı bir şekilde ulaşabiliyoruz. Sanat ortamı içinde aynı kolaylığı sağlaması açısından online galeriler bir gereklilik. Ve evet, dediğiniz gibi benim sanatsal tezimle de örtüşen bir platform. Genç bir sanatçı olarak art50.net gibi online bir sanat platformunda olmak çok daha fazla sayıda izleyici tarafından görülebilmeyi sağlıyor.

Ayşe Gürkaş – Herhangi bir şey l

Artık Türkiye’de genç sanatçıların katılabileceği, başvuru yapıp kendini gösterebileceği bir çok alan ve platform var, sen bu yarışmalar ve inisiyatiflerle ilgili ne düşünüyorsun?

Öncelikle benim gibi genç sanatçılar için bir çıkış yakalayabilmek adına önemli fırsatlar. Ve üretim açısından motive edici. Türkiye’deki bu genç sanatçılara görünürlük imkanı sunan yarışmalarda bazen esinlenme oranının çok yüksek olduğu işlerin de derece alabildiğini izliyorum, fakat sanırım gerçekten özgün içkinliğe sahip sanatçılar/işler sonrası için kalıcı değeri bir şekilde yakalıyor.

İşlerini çok beğendiğin sanatçılar vardır mutlaka 🙂 şu an sana çok büyük bir bütçe verilse ve bu bütçeyle sadece tek bir iş satın alabilecek olsan hangi sanatçının eserini alırdın?

Hmm tabiki bunun cevabı biraz uzun bir liste sanırım… Ama cevap olarak teke indirgersem; Anish Kapoor’un Artam’ın 50. Sayısında su mermeri içinde altın renkli bir küre olan 2016 yapımı ‘İsimsiz’ işini gördüğümde onunla aynı mekanda olmak istemiştim. Yaşadığım yerde olsun. Enerjisiyle oluşturduğu o alan içerisinde olayım ve bu benim günümün rutini olsun istemiştim. Evet madem bütçe büyük, Anish Kapoor alırdım.

Yüksek lisans eğitimini resim üzerine yapıyorsun. Akademik olarak devam edecek misin? Kariyerinde ulaşmak istediğin son nokta, gelecek hayalin ne?

Evet pratiğim ağırlıklı olarak tuval resmi üzerine ve bunu kuramsal olarak da derinleştirmek istiyorum. Şu anki düşüncem akademiye devam etmek yönünde. Buradan bakınca akademisyen/eğitimci olarak pratiğimi, bildiklerimi aktarmak keyifli olur gibi görünüyor. Ama hayalimin asıl tanımı daha çok, tümüyle zihnimde beliren şeyleri sanatsal çözümlemelerle karakteristik niteliklerimden ödün vermeden aktarmak, göstermek. Ve bunu global alanda yapabiliyor olmak. Mümkünse tüm bunları, çok yağmur yağan bir yerde, yüksek tavanlı boydan boya camlı atölyemde resim yaparak gerçekleştirmek istiyorum. Ulaşmak isteyebileceğim son nokta umarım aklımın ucundan bile geçemeyecek bir yer- bir şey olur.

 

Ayşe Gürkaş’ın Art50.net’te yer alan eserlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Röportaj: Sena Arcak Bağcılar