Aylin Seçkin & Johann König

Prof. Dr. Aylin Seçkin’in Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde yürüttüğü Sanat ve Kültür Ekonomisi dersi kapsamında düzenlediği röportajlar serisi Berlin, Tokyo, Londra ve Seul’da bulunan şubeleri ile global sanat sahnesinin önemli bir aktörü olan König Galeri’nin kurucusu ve sanat simsarı Johann König ile devam ediyor.

1981 yılında Almanya’da doğan Johann König, ailesinin de sanata yakınlığı ile genç yaşta sanat ile yakından ilgilenmeye başlamıştır. 2002’de Berlin’de açtığı König Galeri ile aralarında Katharina Grosse, Annette Kelm, Erwin Wurm ve Elmgreen & Dragset’in de bulunduğu kırktan fazla sanatçıyı temsil etmektedir. ArtReview tarafından her sene oluşturulan ve global sanat dünyasına yön veren sanat profesyonellerinin yer aldığı “Power 100” listesinin daimi bir üyesi olan König, galeri mekanlarında düzenlediği sergiler ile geniş çapta yankılar uyandırmaktadır.

Prof. Dr. Aylin Seçkin’in Sanat ve Kültür Ekonomisi dersi kapsamında Johann König’in, birden fazla şubeye sahip olan bir galerinin işleyişi kapsamında çeşitli ülkelerin sanat alım-satım sürecine nasıl yaklaştığı ve farklı pratiklerden sanatçılar ile çalışmak gibi konulardan bahsettiği buluşmanın kısa özetini sizler için hazırladık.

Aylin Seçkin: Berlin’de yer alan ve oldukça avangart bir galeri olan König Galeri’nin başarı hikayesini merak ediyoruz. Farklı ülkelerde operasyonlarını sürdüren on sekiz yıllık bir galeriden bahsediyoruz ve stratejileriniz hakkında konuşmak belki diğer galeriler için yol gösterici olabilir. Öncelikle biraz kendi geçmişinizden bahseder misiniz? Sanatçı bir anne ve küratör bir baba ile büyümüşsünüz, sanata ilginiz erken yaşlarda başlamış olmalı.

Johan König: Aslında çocukluğumda çağdaş sanatı biraz sinir bozucu buluyordum ama gençlik yıllarımda babamın bir sanat okulunda dekan olması sebebiyle sanatçılar ile arkadaş olmaya başladım. Daha sonra babam Köln’deki Ludwig Müzesi’nin direktörü olunca sanat alanında çalışma isteğim güçlendi. Sanatçı olmak gibi bir iddiada bulunamazdım o yüzden Berlin’de galeri isminden kaçınarak sanatçıların işlerini sergileyebilecekleri ve benim kariyerlerine destek olabileceğim bir mekan açtım. Amacımız düzenli olarak sergiler açmak, satılan işler ile yeni sergileri finanse etmekti. Şu an Berlin’de eski bir kilise binasını galeri mekanımız olarak kullanıyoruz. Çağdaş sanatçıların eserlerini sergilemenin yanı sıra, kitap ve çeşitli ürünler sattığımız bir dükkanımız var. Aynı zamanda Tokyo, Seul ve Londra’da da farklı mekanlarımız var.

A.S: Galeriniz oldukça disiplinler arası bir platform, yerleştirmeleri, kanvasları ve dijital işleri bir arada görüyoruz. Sanata farklı açılardan yaklaşan bu eserleri nasıl tek bir isim altında bir araya getirmeyi başarıyorsunuz?

J.K: König aslında bir marka, galeri ile aynı isme sahip bir sanat dergisi, bahsettiğim gibi bir kitap ve hatıra dükkanı, podcast serileri, ve sınırlı sayıda baskıların satıldığı “Edition König” de düşünüldüğü zaman König Galeri’yi bir medya evi olarak yönetiyoruz. Bu süreçte sizin gibi çeşitli sanat profesyonelleri ile çevrimiçi olarak buluştuğum konuşmalar düzenliyorum bir de.

A.S: Bütün bunların yanında çeşitli sergilerin küratörlüğünü yapmaya devam ediyor musunuz?

J.K: Hollanda’da Amsterdam yakınlarında büyük bir sanat kurumunda duyular ile ilgili bir serginin hazırlık sürecindeyiz. Şirket koleksiyonlarına ve şehirler için kamu sanatı alanında çalışmalara danışmanlık veriyoruz. Ayrıca yakın zamanda George Baselitz’in eski stüdyosunda Berlin’den sanatçıların bir araya geldiği bir serginin küratörlüğünü yaptım.

Johann König

A.S: Kamu sanatı alanında sanatçılarınızın ürettiği eserlere göz gezdirirken sürecin nasıl işlediğini merak ettim. Şehirde oluşturulan konseyler tarafından sanatçılarınıza komisyon edilen eserler sanıyorum bu yapıtlar.

J.K: Evet, haklısınız. Kopenhag, Katar, Meinz, ve Berlin gibi şehirler için bu tarz çalışmalarda bulunduk. Galeride sahip olduğumuz heykel bahçesi bir şekilde kamu sanatına ve heykel işlerine dair bu ilgiyi yönlendirdi. Alıcılardan onlar için projeler hazırlamamız konusunda oldukça fazla istek alıyoruz.

A.S: Sizin için farklı bir şehirde şube açma operasyonu nasıl işliyor? König’I İstanbul’da görmek çok isterdik.

J.K: Aslında Tokyo şubemizi kapatmayı planlıyoruz. Bir sene önce açmamıza rağmen olimpiyatların gerçekleşmemesi, ve dünyanın bulunduğu güncel durum içerisinde istediğimiz ilgiyi yakalayamadık. Öncelikle sanat eserlerini ülkeler arasında giriş çıkışlarını yapmak oldukça zor, bu yüzden Türkiye’de bir şube açmak da bizim için pek uygun olmazdı. Almanya özelinde sanatçılar için devlet tarafından uygulanan sosyal güvenlik tedbirleri rahatlatıcı olsa da sanat piyasasındaki rekabeti olumsuz yönde etkiliyor. Seul ise politik ve finansal istikrara sahip aynı zamanda ithalat ve ihracat anlamında ülkeye sanat eserlerinin girip çıkması anlamında da oldukça işimizi kolaylaştırıcı düzenlemelere sahip. Kore sanatı büyük bir yükseliş yaşıyor. Öte yandan Hong Kong’da yaşanan olaylar ve Çin’in ithalat-ihracat duvarları hepimizin bildiği durumlar.

A.S: Peki ya Körfez Bölgesi? Doha ve Dubai gibi şehirler için neler düşünüyorsunuz?

J.K: Her zaman çeşitli ihtimallerin bir araya geldiği kombinasyonlardan bahsediyoruz ancak kültür ve hayat tarzı açısında da düşündüğümüzde Seul bize Doha’dan yakın bir noktada yer alıyor. Bildiğim kadarıyla Frieze ve Art Basel Hong Kong’un kurucuları da Seul hakkında yeni yatırımlara imza atmak üzereler. Aynı zamanda Seul’de sanat satın alımlarında veraset ve intikal vergilerinin yanı sıra katma değer vergisi sistemi de yok. Önemsiz detaylar gibi dursa sanat piyasası içinde ciddi etkiler uyandıran düzenlemeler bunlar. Berlin’deki galerimizden bir eser aldığınızda %19 oranında katma değer vergisi ödemeniz gerekiyor bu da yatırım için ayırdığınız miktarın bir kısmını kaybetmek demek. Galeri mekanında sergilediğimiz eserleri Avrupa Birliği dışından geçici olarak ithal ediyoruz böylelikle koleksiyonerler %19 yerine %7’lik bir katma değer vergisi ödüyorlar. Belki de bizi diğer galerilerden daha başarılı yapan bir durum bu çünkü oldukça müşteri odaklı bir yapımız var. Bu sayede koleksiyonerlerimiz bizi daha sık tercih ediyorlar.

A.S: Aslında Türkiye’de de aynı sorunla karşılaşıyoruz, sanat alımlarında katma değer vergisi %18 civarında. Bahsettiğiniz Avrupa Birliği dışında yer alan ülkelerde bulunan depolardan mı geliyor sanat eserleri, süreci nasıl yönetiyorsunuz?

J.K: Bu arada bahsettiğim şeyler tamamen yasal ve hiç gri alanlar ile temas etmiyor. Aslında bütün süreç sanat eserlerinin farklı ülkeler arasında kargolanması yoluyla ilerliyor.

A.S: Galerilerin ikincil sanat piyasasına dahil olması hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce her galeri bu piyasadan pay almalı mı?

J.K: Yaşadığımız süreç ile beraber Art Basel’in de iptal olmasıyla biz de kendi sanat fuarımızı düzenledik. Bu sayede ikincil sanat piyasası ile tanışma fırsatımız oldu. Şimdi neden böyle düşündüğümden pek de emin olamasamda galericiliğe başladığım yıllarda ikincil piyasada işlem yapmanın çok da iyi bir fikir olmadığından emindim. Ancak düzenlediğimiz fuarda çeşitli özel koleksiyonlardan tekrar satışa çıkmış eserlere de yer verdik. Şimdi farkediyorum ki farklı ilgilere sahip alıcıların bir araya gelmesi iyi bir sonuç doğurdu. İkincil piyasadan bir eserle ilgilenen bir koleksiyonerler, çağdaş sanatçılarımızdan işler satın aldı, tabii ki tam tersini yaşadığımız da oldu.

Prof. Dr. Aylin Seçkin’in Sanat ve Kültür Ekonomisi dersi kapsamında Türkiye’den ve dünyadan önemli sanat aktörleri ile gerçekleştireceği röportajlar serisini Art50.net üzerinden sizinle paylaşmaya devam edeceğiz.

Konuşmanın tamamına bu link üzerinden tkqy6s=h şifresini kullanarak erişebilirsiniz.

 

Hazırlayan: Badenur Özcan